“Yazılar” Kategorisi için Arşiv


Bir kadın çocuktur aslında..
Çocuk gibi davranmayı sever.
Erkeğin kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini de ister.
Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak okşamalıdır erkek kadını
Ama her kadın çocukça da olsa dinlenilmesini, dikkate alınmasını ister.
Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz,
ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz.
Bir kadın güçlüdür aslında.
Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür.
Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasını sevmez.
İster ki erkeğin gücü kendisine huzur versin.
Kendi kendine yapabileceği şeyleri bile erkeğin yapmasını bekler.
Böylece hem daha kadın olduğunu hissedecektir hem de
erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir.
Ancak kadın gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz.
Yapmak istediği bir şey varsa mutlaka yapar.

Bir kadın sevgilidir aslında.
İçinde her zaman sevgiyi taşır.
Sevdiklerinden kolay kolay ayrılamaz. Sevdiklerini kolay kolay kıramaz.
Zor sever ama tam sever.
Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için
yüreğinin kabul ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir.
Ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız
Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz.
Ancak beyninde yer etmemişseniz her an terk edilebilirsiniz.
Sevmediği halde terk etmeyen kadınlar da var elbette.
Bunun nedeni ise engelleyemedikleri “acımak” duygusudur.

Bir kadın yalnızdır aslında.
Hiçbir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz.
Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır
O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez.
Hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açamaz.
Yalnızlık onun sığınağıdır
O sığınağa ne zaman gireceğine, ne kadar kalacağına hep kendisi karar
verir.
Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.

Bir kadın bilgindir aslında.
Neler yapabileceğini erkek akli hayal bile edemez.
Yaratıcılığının sınırı yoktur
Ama bunu ortaya çıkartmak için hayatının erkeğini bekler.
Hoyratça harcamaz yaratıcılığını sadece erkeğine saklar.
Bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok şanslısınız
demektir.
Çünkü yaşamınız asla sıradan olmayacaktır.

Bir kadın hayattır aslında.
Çünkü hayatin içinde olan her şey ancak kadınlar olduğunda anlam
kazanıyor.
Yemek yemek, su içmek bile.
Bir kadının elinden içtiğiniz suyla kendi kendinize bardağı doldurup
içtiğiniz su arasındaki lezzet farkını anlayabiliyor musunuz?

Anlıyorsanız ne mutlu size.  Anlamıyorsanız, ne yazık ki yaşamıyorsunuz.

CAN DÜNDAR

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments 1 Yorum »

BaşarmakBazen hayatta yapmak istediklerim için, başarmak istediklerim için, hedeflerime ulaşabilmek için çok mücadele veriyor ve çok açılıyorum. Bunları yaparken bir nokta da beceremez isem, başarısız olduğumu, yenildiğimi düşünüp duruyordum. Bir gün Can Dündar‘ın bu müthiş yazısını okuyunca öylesine yazıya hak verdim ki anlatamam. Artık diyorum ki  ”Yenilmedim aslında, belki biraz fazla açıldım, o kadar…” ve bu söze ek olarak kendi yorumumla diyorum ki; en azından denedim

***

Can Dündar’ın İhtiyar Balıkçı yazısı :

//

Sevgili Nuriye Akman’ın TRT’de yayınlanacak “İnci Avcısı” programı için stüdyoya girdim geçen ay…

Sıcacık bir sohbetin sonunda, buz gibi bir sürpriz yapıp konuklarını stüd­yonun arkasındaki bir aynanın karşısı­na sürüklüyor ve orada kendisiyle yüzleştiriyor Nuriye…

“Aynada gördüğün bu adama ne demek istersin” diye soruyor.

Kimseye tavsiye etmeyeceğim ka­dar zor bir karşılaşma bu…

Nedendir bilmem, ama aynada ak­sini gördüğüm adama bakarken benim aklıma ilk gelen şey Ernest Hemingway’in “İhtiyar Balıkçı”sı oldu.

* * *

Hazin bir öyküdür bu…

İhtiyar balıkçı, Karayibler’de 85 gün olta salladıktan ve eve eli boş dön­dükten sonra bir gün iyice açılıp “bü­yük balık”ı yakalar.

Lakin kıyıya dönerken, yedeğine al­dığı, teknesinden yarım metre daha bü­yük olan bu kılıç, yol boyu kan kokusu­na gelen canavar köpekbalıklarınca di­dik didik edilir.

Bu korkunç mücadeleden elinde kala kala dev balığın iskeleti kalmıştır.

Kan revan içinde, uykusuz ve bitkin sahile yanaşırken “Beni adamakıllı yendiler… Hem de ne yeniş” diye geçi­rir içinden…

Sonra silkinir ve yüksek sesle şunu söyler:

“Yenilmedim aslında, belki biraz fazla açıldım, o kadar…”

Hayat yolculuğumuz da öyle değil midir?

Kimi için güzel bir kadındır “büyük balık,” kimi için zengin bir damat… iyi bir hayat… hayırlı evlat…

.. .ya da müstakil ev, son model ara­ba, sınırsız servet…

Kimi “büyük balık”ı hiç göremeden ölür. Kimi, bir kez tuttu mu, bir daha açılmaz hiç… onunla gömülür.

Kimi ise yaşam denilen şakaya gel­mez deryanın dalgalarında yalpalana yalpalana arar büyük balığı bir ömür boyu…

Açıldıkça bulma şansıyla birlikte ar­tar, yitirme ihtimali…

Zor bulanlar, çabuk yitirir bazen… Acımasızca yağmalanır ve sonuçta elde bir kılçıkla kalakalırlar.

Yenilgi değildir onlarınki aslında…

Olsa olsa biraz fazla açılmışlardır.

Ama insanlık, kısmen de, onların fazla açılması sayesinde ilerler.

* * *

Ne tuhaf; Nuriye’nin çekiminde ku­lağını çınlattıktan bir hafta sonra geldi ihtiyar Balıkçı’nın ölüm haberi…

Ünlü romanın esin kaynağı olan Kübalı balıkçı Gregorio Fuentes 104 yaşında ölmüştü.

“Ensesinde derin kırışıklıklar olan sıska adam,” Küba’da dünyaya veda et­meden önce, Ankara’da hafızama son bir ağ atıp geçmişti.

Bir şişe rom karşılığı çektirdiği son fotoğraflarına bakarken, “Keşke bu fır­tınalı yolculuğun sonunda hepimiz aynı şeyi yüksek sesle söyleyebilsek” dedim kendi kendime:

“Yenilmedim aslında, belki biraz fazla açıldım, o kadar…”

Can Dündar

Etiketler: , , ,

Comments Yorum Yok »

Canım dostum benim, bir mevzu da konu bahsi yaptığım şişko kediyi bilmiyormuş! Pek de oralı olmadı zaten nedense :) … Ama olsun ben olayın üstüne gidiyor ve kendisini meşhur şişko kedi ile tanıştırıyorum! :mrgreen: … Bundan sonra neyi kastettiğim  anlaşılır umarım :mrgreen: .

DipNot: Anladın onu sen Kanka!

İşte bir kaç örnek :

Şişko Kedi

Şişko Kedi

Şişko Kedi

Bonus : Şişko ama büzülmüş, psikopat bakışlı kedi. :mrgreen:

Şişko ama Büzülmüş, Psikopat Bakışlı Kedi

Etiketler: , ,

Comments 8 Yorum »

YouTubeGeçtiğimiz günlerde YouTube‘un engellendiğini bildirmiştim sizlere. İşte şimdi de YouTube‘un yasağının kaldırıldığını bildiriyorum! 4 gün aradan sonra YouTube‘a tekrardan ulaşım izni verildi. Bu akşam üzeri, YouTube‘a erişmeye çalışmış fakat yine aynı mahkeme kararı ile karşılaşmıştım. Ancak evime geldiğim de tekrardan deneyince sitenin açıldığını gördüm. Buda demek oluyor ki siteye uygulanan ulaşım engellemesi kaldırılmış!

Konu ile ilgili muhtemelen medya da, basın da ve internet de geniş haberler yer alacaktır. Gerekli açıklamalar da yapılacaktır.

4 Gün önceki yasaklama haberini okumak için tıklayın.

Etiketler: , , , ,

Comments Yorum Yok »

YouTubeVideo paylaşım sitesi YouTube‘a bir kez daha mahkeme kararı ile erişim engellenmiş durum da arkadaşlar. Daha dün erişilebilen siteye bu gün artık erişmek mümkün değil. Dolayısı ile bloglarımız da ve web sitelerimiz de yer alan videolar da izlenemez hale geldi.

Benzer durumu bloglarımızın alt yapısını oluşturan Wordpress‘te yaşamıştı. Kaldı ki Wordpress hala kapalı, malesef ki açılamadı.

YouTube’un kapatılma sebebine gelicek olursak; yapılan açıklamalara göre, Atatürk’e yapılan hakaret içerikli videoların siteden kaldırılmaması gösteriliyor.

Ama ben inanıyorum ki, YouTube üstüne düşen görevi ve durumun gereğini yapıcaktır. Bunun neticesin de ise siteye tekrardan ulaşım mümkün hale gelicektir. Çünkü daha önceden de site yasaklanmış, ancak durumun gereğini yerine getirdikten sonra, mahkeme yasaklama kararını bozmuştu.

YouTube sitesine ulaşılmaya çalışıldığın da çıkan resmi açıklama :

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir.

T.C. Ankara 12. Sulh Ceza Mahkemesi 17/01/2008 Tarih ve 2008/55 nolu kararı gereği bu siteye erişim engellenmiştir.

Access to this web site has been suspended in accordance with decision no: 2008/55 of T.R. Ankara 12th Criminal Court of Peace.

 

Etiketler: , ,

Comments 7 Yorum »

Sil Baştan / Eternal Sunshine of the Spotless Mind

 

   Sil Baştan (Eternal Sunshine of the Spotless Mind), son dönem de beğenerek ve ağzım açık bir şekilde izlediğim ender bir film. Bakmayın komedinin ustası Jim Carrey‘nin oynadığına, film komedi den uzak! Romantik / Dram, sınıfın da bir film. Konu ve konunun işleniş şekli olsun, çekim taktikleri olarak olsun ve oyunculuk olarak bakarsak gerçekten etkileyici bir yapım.

   Dün gece evim de oturmuş ve film izlemeye karar vermiştim. Elime bu dvd geçti ve “daha önce neden izlemedim?” acaba sorusunu sorarken buldum kendimi filmin sonunda. Gerçekten de çok beğenerek izledim. İzleyebilecek insanlar olabileceği için konuya değinip, film izleme zevklerini kırmıyacağım. Ancak kişisel fikrim olarak söylemeliyim ki “mutlaka izlenmeli!“…

   Oyuncular da çok sağlam; Jim Carrey, Kate Winslet, Kristen Dunst (Spider Man/Örümcek Adam) ve Elijah Wood (Lord of the Rings/Yüzüklerin Efendisi) gibi oyuncular var. Filmin yönetmenliğini ise Michel Gondry yapmış. Film IMDb(*)’den 10 üzerinden 8.5 puan alırken, Beyazperde‘den ise 10 üzerinden 9 puan almış. 

Sil Baştan - 1     Sil Baştan - 2     Sil Baştan - 3

Sil Baştan - 4     Sil Baştan - 5     Sil Baştan - 6

Etiketler: , , , , , , , , ,

Comments Yorum Yok »

Bence bu çanta da eksik olan 2 klavuz var…” Her Ülkeye Demokrasi ” ve ” Bir Ülkeye Demokrasi Nasıl Getirilir ” adlı klavuzlar eksik!

Bush

 

Personel:
-150 Ulusal Güvenlik Danışmanı
-250 Gizli Servis Ajani
-50 Beyaz Saray Politika Yardımcısı
-15 Özel Eğitimli Köpek’den oluşan Tim
-200 U.S Departmanı Temsilcisi
-5 Kişilik Ahçı takımı
Araçlar:….
-2 adet 747-200s Boing Uçağı 1 adet Jumbo jet
-1 adet Seikorsky Sea King helikopter ve 1 adet Hawk model helikopter
- İçinde başkanlık limuzini bulunan 2 adet zırhlı konvoy

Kaynak

Etiketler: , , ,

Comments Yorum Yok »

İronik bir hikaye bizimkisi. Belki de yanlış yer ve zaman… Martıların çığlıkları arasında bir sessizlik belki bilmiyorum… Hoş olmayan bir sessizlik… Büyülü bir yanı var belki içinde bulunduğum bu durumun… Yorucu bir yaşam koşuşturması yada olması gerektiği gibi olan bir felsefe… Korkuyorum bazen sensizlik hissinden… Hayatımı yalnız yaşamaktan korkuyorum işte… Bazen sana akmak geliyor içimden; tam tüm eşyalarımı hazırlayıp sana doğru adım atmaya kalktığımda içimde büyüyen korku bedenimi olduğu yere kilitleyip bırakıyor… Bunun nedeni kim bilir belki o vazgeçilmez büyünün kaybolmasında korkmam; belki de senden korkmam… Üzülmenden, kırılmandan yaşamdan yılmandan korkmam… Dünyaya sevmeye geldim ben; yaşadığımı hissedemiyorum aksi halde… Tırnaklarım acıyor artık bu dünyada bir şeyleri tırmalamaktan… Gücüm kalmıyor yaşamak için. Bazen bir köşeye yığılıp kalmak geliyor içimden; yığılıp kalıp bir köşede her şeyden, herkesten uzak can vermek geliyor içimden… Bazen maruz kaldığım durumu kaldıramıyorum. Ansız, yersiz, istemsiz tepkilerle çıkageliyor hepsi içimden. 

Kapımın çalınacağı günü bekliyorum hep. Tüm ruhumun, yüreğimin, benliğimin kapılarını çalıp içeri gireceğin günü bekliyorum… Apansız olmalı; kapı çalınmalı ve karşımda seni bulmalıyım. O anda donup kalmakla havalara uçma arasında bir bocalama yaşamaksızın sarmalıyım seni. Saatlerce kalmalıyım ayakta öylece. Sonra birkaç sevgi mırıltısı, kalp ağrısından kurtuluş ve dünyaya yeniden geliş. Koşuşturan saniyelerin arasında onları hiçe sayarcasına bir yaşam, görülmemişçesine… Küçük bir çocuğun yaşadığı sevinci tatmak ellerinde hissettiğim sıcaklıkla… Her şeye değerdi; dünyalara değerdi emin ol… Sabah tan ağardığında bedeninin cansız olması için tanrıya kaç kez dua ettin sen? Tanrım yarına uyanmak istemiyorum, yarını görmek istemiyorum, bak işte uyuyorum ve bir daha güneşi görmek istemiyorum diye kaç kez yalvardın tanrıya? Ben bunu o kadar çok yaptım ki.  

Anlamsız geliyor bana bazen koşuşturmalar, insanlar… Bazen anlamlı olan tek şey olduğunu düşünüyorum hayatımda… Aşka aşığım diyorum kendim için… Aşka aşığım ama o bana değil sanki… Aşkın elleri var mıdır sence? Minik güzel elleri var mıdır? Dokunuşuyla bir hayatı hayata çevirdiğine göre çok güzel elleri olmalı diye düşünüyorum bazen. Bazen de ellerinin çok çirkin olduğunu düşünüyorum; hayatları berbat edebildiğine göre elleri çok çirkin olmalı; tıpkı benim hayatımda olduğu gibi. Yoksa bir eli güzel diğer eli çirkin mi? Çünkü en güzeli yapan da en yaşanmayası durumlara sokan da o… Güzellikler ve çirkinliklerin hayatımda bu kadar birbirine yakın olması rahtsızlık veriyor bana sanki. Sanki ben koşarken hayatıma set çekiyorlar gibi geliyor. Yol ayrımları bıktırıyor, bitkin düşürüyor kimi zaman. Seçimler zorlaşıyor. Yanlış tercihler canımı yakıyor vs. Umutların tükendiği yerde belirmen hoşuma gidiyor belki de en çok. Umudumun tükendiğini hissettiğim anda adını haykırışım bedenime güç veriyor. Ayağa kalkmam için hatta koşmak için hazır hissediyorum kendimi. Koşarken bana olan uzaklığını hissettiğim anda tökezleyip yerle bir oluyorum ansızın. Ne yapmalıyım? En iyisi ellerimi ve ayaklarımı bağlayıp bir köşeye oturmak sanırım. Koşmak da istemiyor artık bu beden… Bir köşeye kıvrılıp öylece bomboş gözlerle bakmak dünyaya… Göz kapaklarım ağırlaşıyor; artık gözlerim görmek istemiyor. Nefesim daralıyor ve isyankarca yol alıyor ciğerlerime… Sigaram yanarken adını fısıldıyor bana; dumanı yüzünün siluetini çiziyor gökyüzüne doğru ilerlerken… İsyandan sıkıldım artık. Yerli yersiz isyanlarımın dozunu artık ayarlayamıyorum. Yanlışlıklar birbirini kovalıyor. Saçma kararlarla saçma işler yapıyorum. Bedenim benliğime; ruhum zihnime, bedenime küs ne kadar yaşayabilirim…  

 

ALINTI

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments Yorum Yok »

Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş seklidir…
 Şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel, hatta mükemmel olurdu.
 Nasıl mı?
 Cami’de uyanıyorsunuz.
 Bir tahta sandık içerisinde, herkes karşınızda saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun, ve ağırbaşlı olarak.
 Herkes etrafınızda, büyük bir itibar, iltifatl ar, çocuklar torunlar hepsi hazır.
 Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.
 Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz.
 Ne güzel, hazır maaş, hazır ev…
 Altmışlı yaslara kadar garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz.
 Sağlığınız gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.
 Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve ise ilk başladığınız gün size hoş geldin  hediyesi olarak bir plaket ve altın kol saati veriyor patronunuz.. ve  genel müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak ise başlıyorsunuz.
 Herkes karsınızda el pençe divan…
 Vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler de başlıyor.
 Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz.
 Diğer hormonal aktiviteler artıyor, fevkalade…..aman ne güzel günler başlıyor… derken bir gün patron size artık üniversiteye gitsen daha iyi  olur diyor.
 Bu arada babanız ortaya çıkmış, “fazla çalıştın” diyor “artık eve dön, işi  bırak, okumaya basla, harçlığın benden olsun…”
 Keyfe bakar mısınız?
 Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor. Ekmek elden, su gölden bir dönem başlıyor.
 Partiler, diskotekler, kızların sayısı artıyor.
 Derken anne ve babanız sizi götürüp getirmeye başlıyor, araba kullanma derdi de yok artık….
 Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, “evde otur, keyfine bak,
 oyuncaklarınla oyna” diyorlar.
 Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı bile temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz.
 Derken anneniz bir gün size süt verme kararını alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor.
 Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde hazır.
 Bir gün karanlık ılık ve sıcak bir ortama giriyorsunuz.  Beslenmek için ağzınızı açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor, sıcacık, yumuşacık, gürültü ve patırtısız bir ortamda yaşıyorsunuz.
 Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir hücre halini alıyorsunuz.
 Veeeeee….
 En güzeli deeee……
 Günün birinde müthiş keyifli bir geceyle hayatiniz bitiyor…

Can Yücel

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments 2 Yorum »

Aşk 

Aşk neymiş öğrenelim bakalım…

Sesini duyduğunuz anda avuçlarınız terlemeye kalbiniz deli gibi çarpmaya başlıyorsa…
bu aşk değil HOŞLANMAK‘tır
-
Ellerinizi ondan çekemiyor sürekli dokunmak sarılmak istiyorsanız..
Bu aşk değil ARZULAMAK‘tır
-
Yanınızda bir tek o olduğu için onu istiyorsanız….
Bu aşk değil YALNIZLIK‘tır
-
Herkes onunla olmanızı beklediği için onunlaysanız…
Bu aşk değil SADAKAT‘tir
-
Size sıcak, yakın davrandığı için onunlaysanız…
Bu aşk değil KENDİNE GÜVENSİZLİK‘tir
-
Üzülmesini istemediğiniz için onunlaysanız…
Bu aşk değil ACIMAK‘tır
-
Ona değer verdiğiniz için hatalarını hoş görüyorsanız..
Bu aşk değil ARKADAŞLIK‘tır
-
Bütün gün ondan başka hiçbir şey düşünmediğinizi söylüyorsanız..
Bu aşk değil KOCA BİR YALAN‘dır
-
Onun iyiliği için kendinizden çok Şey feda edebiliyorsanız…
Bu aşk değil YARDIMSEVERLİK‘tir
-
O üzgünken sizin de kalbiniz acıyorsa…
İşte bu AŞK‘tır
-
Tarif edemediğiniz bir çekim yüzünden ondan bir türlü kopamadığınızı düşünüyorsanız..
İşte bu AŞK‘tır
-
O herkese güçlü görünmesine rağmen içindeki zayıflığı hissedebiliyorsanız..
İşte bu AŞK‘tır
-
Başkalarını da çekici bulmanıza rağmen hiç pişmanlık duymadan onunla kalmaya devam edebiliyorsanız..
İşte bu AŞK‘tır

// Yaa böyleymiş işte…Gerçi hoş bana gelen mail’in yalancısıyım bende :)

Etiketler: , , , , , , , , ,

Comments 1 Yorum »

who's online

Clicky

XML-Sitemap