“Yazılar” Kategorisi için Arşiv
-> IQ kavramını bir çoğumuz biliyoruzdur, yada en azından duymuşuzdur. IQ kavramının haricin de bir de EQ (Emotional Quotient / Duygusal Zeka) kavramı vardır. IQ kavramına göre daha yeni bir kavramdır kendisi. Vikipedi kısaca şöyle açıklamaktadır; EQ, ” bir insanın kendisine veya başkalarına ait duyguları anlama, sezinleme, yönetme ve yönlendirme yetisi, kapasitesi ve becerisinin ölçümünü tanımlamaktadır. ”
Bu konu hakkın da temel düzey de bilgi sahibiyim ancak derinlemesine bir bilgim olmadığı için bu konuyu araştırmaya karar verdim “bilgi güçtür” diyerekten . EQ hakkın da Vikipedi‘nin şurada ki yazısından temel bir bilgi alabilirsiniz.
Konu ilginizi çekti ise ve EQ hakkında daha çok bilgiye ihtiyaç duyarsanız Yazının geri kalanını oku »
Yorum Yok »
DarK tarafından Genel, Yazılar içinde postalandı, tags: avea, bağış, filistin, israil, kısa mesaj, turkcell, vodafone, yardım, zulüm
İçimiz kan ağlıyarak her gün gelişmeleri haberlerden, gazetelerden ve radyolardan takip ediyoruz. Dahası internet siteleri, bloglar ve bir sürü görsel yahut işitsel medyadan da dinliyor, okuyor yahut izliyoruz. İsrail’in yıllardır Gazze halkına yaptıklarına yürek dayanmıyor. Bir çok masum sivil hayatını kaybetti, en üzücüsü de herhal de minicik bedenlerin tonlarca ağırlığında ki bombalar altında kalmalarını izlemek. Oysa onlar daha çocuk, ne anlarlar silahtan, bombadan ve savaştan. Tek istedikleri çocuk olmak, koşup gönüllerince oynamak.
Her gün gelişmeleri izliyor yahut takip ediyoruz, elimizden bir şey gelmiyor…Bırakın bizi Dünyanın elinden bir şey gelmiyor! Kimse çıkıpta dur(!) diyemiyor. Birleşmiş Milletler (BM) deseniz resmen 3 maymunu oynuyor ve “kınama” mesajlarından başka da yaptıkları bir şey yok. Zaten tüm Dünya liderleri sadece ama sadece “kınama” mesajı geçiyor İsrail’e karşı…Sanki “kınama” mesajları mermileri ve bombaları durduracakmış gibi.
Sizler de belki benim gibi bu insanlık ayıbını her gün takip ediyor ve izliyorsunuz, yüreğiniz burkuluyor ve elinizden bir şey gelmediği için üzülüyorsunuz. Belki elimizden bir şey gelmiyor orada ki insanlar ve masumlar için ettiğimiz “dua” lardan başka.
Ancak size en azından elinizden gelebilecek bir yardım yönteminden bahsedeceğim. “Kimse Yok Mu” derneğinin başlatmış oldğu bir yardım kampanyasından. Hiç bir şey yapamıyorsanız en azından Filistin Halkına maddi destekte bulunabilirsiniz! Ne banka hesabı nede havale ile uğraşmadan sadece neredeyse hepimizin cebin de bir yada iki adet bulunan cep telefonundan! Turkcell faturalı, Avea ve Vodafone tüm hatlardan, cep telefonunuzun kısa mesaj bölümüne gelip mesaj kısmına “FILISTIN” yazıp gidecek numraya da “5777″ yazıyoruz ve gönderiyoruz, bu sayede Filistin halkına sağlık ve gıda gibi alanlarda kullanılmak üzere 5 TL bağışlamış oluyoruz. İstediğiniz sayıda mesaj gönderip daha çok miktar da yardımcı olup para bağışlayabilirsiniz. Elinizden hiç bir şey gelmiyor ve bu durum sizi üzüyor ise bu insanlık dramına karşılık, en azından “5777″ ye “FILISTIN” yazan bir kısa mesaj atarak 5 TL bağışta bulunabilirsiniz.
Yorum Yok »
DarK tarafından Genel, Yazılar içinde postalandı, tags: doğum günü
-> Bu gün dünyaya gelmişim! Gelmişim diyorum çünkü hatırlamıyorum, malum insan o anı hatırlayamıyor size şu gün dünyaya geldiğinizi söylüyorlar sizde “Eyvallah” diyip geçiyorsunuz, hoş zaten kimliğimde de yazdığına göre doğrudur efendim.
Son günler de “Lan” kelimesini sempatiklik silsilesi içerisin de çok fazla kullandığımdan başlığı da bu doğrultu da yazmayı istedim, hatta yazdım bile … 05 Ocak 1984 tarihin de Perşembe günü dünyaya gelmişim. Muhtemelen hava soğuk ve karlıdır, hiç sormadım aileme şahsen .
İyi ki Doğmuşum Lan! Diyorum çünkü, harbiden de iyi ki doğmuşum! Hani malum hayat içerisin de hep bir sıkıntımız derdimiz vardır, kimi zaman çok büyüktür kimi zaman da ufak. Ama hep vardır bir derdimiz, zaten dert olmasa hayatın tadının farkına da varamazdık herhal de. Acı olmasaydı tatlının tadını bilemeyeceğimiz gibi. İşte bu hususta, bu dertler içerisin de kimi zaman söyleniriz “Bok mu var lan gelmişim dünyaya, gelmez olaydım” diye… İşte bu bağlamda diyorum ki her ne olursa olsun hayat yine de güzel ve her saniyesini yaşamaya değer. O yüzden ; İyi ki Doğmuşum Lan!
Yeni bir yıl ve yeni bir yaş. Yeni ümitler ve hayaller, istekler, yapılacaklar ve planlar. Önümde beni karşılayan zor bir yıl var biliyorum, ama ne olursa olsun üstesinden gelmeye çalışacağım.
Konuya ilişkin “pasta” fotoğrafına da bir açıklama yapayım . Bu fotoğrafı yazacağım bu konuya uygun bir fotoğraf bulmak için Google de aradım ve karşıma bir sürü alternatif çıktı, ancak en ilgimi çeken ve şuan itibari ile sempatik gelen kendisi olduğu için yarışmayı kazandı … Yoksa bu pasta bana ait değil, hoş kimse de pasta almadı ya neyse ! Öyle yani, farklı bir hikayesi yok boşuna beklemeyin .
Neyse günün anlam ve önem konuşması bu kadardı. Sms‘le, telefonla, facebook‘la ve yüz yüze Doğum Günümü kutlayan eş, dost ve akraba kitleme de burdan bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum . Haa Bonus ve Turkcell gibi camialar da otomatik mesajlarla kutladılar saolsunlar, ancak hain World kart kutlamadı alacağı olsun hainler , içerledim bak şimdi o mor bücür yaratıklara, sevimsiz şeyler sizi! .
1 Yorum »
DarK tarafından Dizi, Genel, Yazılar içinde postalandı, tags: ekonomik kriz, kriz
Malumunuz dünya ile birlikte ülkemiz de ekonomik kriz ile mücadele ediyor. Bir çok firma, kuruluş ve insan ya iflas edip battı ya işsiz kaldı. Ülkemizin yaklaşık olarak tüm sektörlerin de kriz son sürat hissedilir durum da. Krizin bizi “teğet” geçtiği söylensede(!), bir çok insan malesef işsiz kaldı ve iş yerleri kapandı, ümit ediyorum ki İnşallah en kısa süre de bu ekonomik kriz geçer de rahat bir nefes alırız.
Krizin boyutlarına baktığımız da, bugün gördüğüm bir haber üzerine televizyon ve oyuncu camiasının da ekonomik krizden payına düşeni aldığını görüyoruz. Atv nin sevilen dizisi Avrupa Yakası‘nın, Kubilay Peynircioğlu isimli zengin bir karakterini canlandıran Vural Çelik‘in, Gülse Birsel ile ters düştükten sonra diziden ayrılınca, kendine krizden dolayı yeni bir iş bulamamış. Yaptığı röportaj da, şu işsiz günlerin de Taksim’de bir cafe de günlerini geçirdiğini belirten oyuncu “İşsiz kaldıktan sonra cüzdanıma 20 YTL’den başka banknot girmedi. Şuan cüzdanım da 1 adet 20 YTL’lik banknot, 2′şer adet de 5′er YTL’lik banknot var sadece 30 YTL’m var“ diyerek girdiği zor durumu gözler önüne serdi. Vural Çelik “İş bulamazsam kara lastik giyip Taksim de simit satarım“ diyerek de işin vahametini belirtti. Bu işsiz günlerin de bir tek, dolaylı bir yoldan arkdaşı vasıtası ile Kurtlar Vadisi dizisinden teklif gelmiş. “Bana arkadaşım, Polat Alemdar‘ı vuran adamı oynarmısın dedi. Nasıl oynarım sokakta beni linç ederler diye korktum ve kabul etmedim” dedi.
Üretim, sanayi, hizmet sektörü, bilişim vs. bir kenara artık oyuncularımız ve televizyonlarımız bile zor durum da. Krizin ne denli etkili yahut “teğet” geçtiğini varın siz hesaplayın.
Yorum Yok »
Ünlü şarkıcı Michael Jackson Müslüman oldu…50 yaşında ki şarkıcı The Sun ve burada ki habere göre
 Michael Jackson
artık Müslüman olup adını da 4 büyük Melek ten biri olan Mikail (İng: Mikaeel) olarak değiştirmiş. Habere göre Michael Jackson’ın Thriller adlı albümünün düzenlemelerini de yapan müzisyen arkadaşı Steve Porcaro‘nun Los Angeles‘daki evinde, İslami giysiler içerisin de bir imam karşısın da Kelime-i Şahadet getirerek Müslüman olduğu belirtildi.
Geçtiğimiz yıl, Michael Jackson’un erkek kardeşi Jermaine Friday, kendisinin de İslamiyet’e döndüğü 1989 yılından itibaren Michael Jackson’ın da İslamiyet’le ilgilendiğini söylemişti.
18 Yorum »
DarK tarafından Genel, Yazılar içinde postalandı, tags: fifa, futbol, futbolun icadı, tepük, top
 Futbol
Düşünür dururdum, neden bu kadar futbola düşkünüz, bu kadar fanatik ve
 Tepük
gönülden bağlı. Hemde yediden yetmişimize. Öyle zamanlar oluyor ki futbol la yatıp futbol la kalkıyoruz. Futbolu sanılanın aksine İngilizlerin değil, Çinlilerin icat ettiğini biliyoruz. Bunu da 2004 yılı Fifa Başkanı Sepp Blatter‘dan duymuştuk. Kendisine “Futbolu Kim İcat Etti?” sorusu sorulmuş ve cevabı da “Çinlilerin binlerce yıl önce deri toplarla futbolu ilk oynayan ulus” olmuştu. Ama bu gün gördüğüm bir habere göre de biz Türkler de bin yıldır top peşin de koşturuyormuşuz. Kaşgarlı Mahmud’un yazdığı Divanü Lügati’t-Türk‘e göre yaklaşık bin yıl önce “Tepük” adı verilen futbolun eski bir biçimini oynuyormuşuz.
Haberin orijinali:
Türk hukuk düzeninden devlet yönetimine kadar yüzlerce konuda bilgi içeren ve ilk Türk ansiklopedisi sayılan Kaşgarlı Mahmud’un yazdığı Divanü Lügati’t-Türk’e göre, Türkler yaklaşık bin yıl önce “Tepük” adı verilen futbolun eski bir biçimini oynuyordu.
Kaşgarlı Mahmud’a göre, kurşun eritilerek “ağırşak” (tekerleğe benzer yassı nesne) biçiminde dökülmesinden sonra üzerine keçi kılı veya benzeri yumuşak bir şeyle sarılarak oluşturulan yuvarlak nesne ile erkek çocukları ayaklarıyla vurarak oyun oynuyordu. Tepmek, “tekmeleyerek vurmak” anlamındaki fiilden gelen “tepük” oyunu, futbolun eski bir biçimi sayılıyor.
Hürriyet
Bu bilgiler doğrultusun da futbol aşkımızın ve fanatikliğimizin temeli anlaşılmış oluyor. Meğerse genlerimiz de mevcutmuş bu aşk, bin yıl öncesine dayanan bir aşk…
Yorum Yok »
zencefil tarafından Resimli Şiir, Yazılar içinde postalandı

Uğraşmaz oldu hayat
Yaşam için ise sadece tek sebep var
Güzelliğin ve mükemmeliğin
Umurumda olmasan bile böyle işte hayat acı koyar insana…
Yorum Yok »
zencefil tarafından Yazılar içinde postalandı

İlkelerin olacak.
Seni satın alamayacaklar.
Aptalların uydurduğu
ata sözlerine inanmayacaksın.”
Alıntı
Yorum Yok »

Baktım ki Google bugün yeniden logosunu değiştirmiş. Google özel günler de ve kutladığı günler de logosunu o gün ki kutlamaya yönelik değiştiriyor. Merak ettim ve tıkladım acaba bu gün ne var diyerekten. Bugün İspanyol ressam Diego Velázquez ‘in doğum günüymüş (6 Haziran 1599). Daha detaylı bilgi araştırdım Diego Velázquez hakkında, sizler için. İşte kısaca Diego Velázquez;
//
Diego Rodríguez de Silva y Velázquez (6 Haziran 1599 – 26 Haziran 1660), İspanyol ressam. Kral IV. Felipe’nin sarayında baş ressam olarak çalışmıştır. Barok döneminin kendine özgü ressamlarındandır ve portreleriyle ünlenmiştir. İspanyol Kralı’na olan yakınlığı nedeniyle birçok soylunun ve saray yaşamının resimlerini yapmıştır. Resimlerinde ışık ve gölgeyi ustalıkla kullanmıştır.
Kaynak
//
Yaptığı tablolar içerisin de en ünlüsü küçük prenses Margarita Maria‘nın Las Meninas (1656 Yılı) adlı tablosudur.
İşte Diego Velázquez ın o tablosu ;

Yorum Yok »

İlk Sıcak Hava Balonunun Hikayesi
Annonay’dan Albuquerque’ye
İnsanoğlu göklerde uçmaya başlamadan çok uzun zaman önce hayal dünyasında uçmaya başlamıştı. Dünyanın her yerinden efsanelerde ve öykülerde, ayakları yerden kesilen ve bulutlara doğru kuşlar gibi özgürce süzülen insanlar anlatılır. Bazı öykülerde dev kartallar, bazılarında kanatlı atlar üzerinde uçar insan… Bazen kanatlı aslanların semaya doğru çektiği sepetlerde… Kimi zaman kendi kanatlarıyla uçar. Sihirli halılar üzerinde otururlar. Hatta kollarını öylece açıp uçanlar vardır. Hayal gücümüz, bizi göğe yükseltebilecek yordamlara sınır koymaz.
Kuşlara katılmanın işe yarar yollarını bulmak oldukça geç nasip olmuştur insana… Bunu ilk başardığımızda, havadan hafif bulutlar gibi gökte salındık. Kuş uçuşundan esinlenilerek yapılan sabit kanatlı uçaklar, 18. yüzyılın sonlarına doğru Fransa’da ilk balonların semaya yükselmesinden bir asırı aşkın bir süre sonra uçabildi.
Joseph Montgolfier, 1782 yılında kardeşi Eienne’e yazdığı bir mektupta “Acele et; sadece tahta ve halat temin etmen yeterli, sana dünyanın en muazzam şeylerinden birini göstereceğim” demiştir. Joseph’in ateş üzerine kurduğu çanta şeklindeki bir bezle başlayan deneyleri, Montgolfier’lerin Fransa’nın Annonay kasabası yakınlarındaki kağıt fabrikasında aylar boyunca kumaşlar, kağıtlar ve dumanlar arasında sürdü. Montgolfier kardeşlerin sıcak hava balonları, iplerle zemine bağlı şekilde göğe yükselirken insan taşımakla kalmadı, ünlü serbest uçuşlarında bir ördek, bir horoz ve bir koyuna da evsahipliği yaptı.
1783’te Kasım ayının sonlarına doğru Pilatre de Rosier ve Marquis d’ Arlande, Montgolfier kardeşlerin, üzerinde güneş tanrısı Apollo’nun altın rengi yüzünü taşıyan “Mavi Küre”siyle yeryüzünden göğe yükselerek dünyanın ilk balon pilotları oldular. Pilatre de Rosier ve Marquis d’ Arlande balonun tabanındaki ateşte saman yakarak balonun kumaşını tutuşturdular, ardından alevleri bir kova su ve bir süngerle söndürdüler. D’Arlande, balonla Paris semalarında süzülürken tanık olduğu sükunet karşısında hayrete düşmüştü. Göğe yükselişlerinden yirmi beş dakika sonra De Rosier ve D’Arlade yavaşça kalkış noktasının beş mil ötesine indi.
İnsanla yapılan bu ilk uçuştan sadece bir buçuk hafta sonra Profesör Jacques Charles ve Noel Robert, Paris’teki Tuileries Gardens’da kendi gazlı balonlarıyla uçtular ve 27 mil uzağa indiler. Robert balondan indikten sonra Charles bir uçuş daha yaptı ve bu sefer öylesine yüksek bir irtifaya çıktı ki, aynı gün içinde ikinci bir gün batımına şahit oldu.
Bu iki balon türü kıyaslandığında gazlı balon, sıcak hava balonuna nazaran taşıma ve kullanım açısından daha fazla kolaylık sağlıyor olmanın yanı sıra daha uzun süre havada kalabiliyordu. Muhteşem birkaç uçuştan sonra sıcak hava balonu 19. yüzyılda ve 20. yüzyılda pek kullanılmadı; onun yerine, hem eğlence amaçlı olarak hem de savaş sanayiinde ve bilimsel araştırmalarda, popülerlik kazanan gazlı balon uçuruldu.
Nasıl Uçuyor?
Sıcak hava baloncluğunun temel ilkesi, 1780’lerde Montgolfier kardeşlerin kağıt fabrikalarında gözlemlediği üzere, “sıcak havanın yükseldiği” gerçeğidir. Yoğunluğu ve ağırlığı soğuk havadan daha az olan sıcak hava, bacadan tüten duman gibi soğuk hava üzerinde yükselir.
Bir balonu uçuşa hazırlamak birkaç adımdan oluşan basit bir süreçtir. Yer ekibi, balon teçhizatını muhafaza aracından çıkarıp açtıktan sonra dikey askıları sepete, brülörleri ve “zarf” kablolarını da askılara bağlar. Ardından zarfı “serer” ve şişirme vantilatörüyle soğuk şişirme işlemine başlanması için balonun ağzını açık tutarlar.
Zarf, kapasitesinin %75’i kadar dolduğunda hala yana yatmış şekilde dururken, pilot brülörleri çalıştırarak şişirme işleminin sıcak havayla gerçekleşen aşamasında zafın içine propan ısısının aktarılmasını sağlar. Zarfın içindeki hava, dışındaki havadan daha sıcak olduğunda, balon yukarı dikilir ve balonun tepesine, diğer bir deyişle tacına bağlı bir ipi tutan bir ekip üyesi tarafından sabitlenir.
Standart bir balon şişirildiğinde, içinde yaklaşık 90.000 fit küp (2.548.515 litre) hava tutar. Kaldırma kapasitesi deniz seviyesinde, dışarıdaki hava sıcaklığı 65 Fahrenheit (18 Santigrat) dereceyken ölçülür. Toplam, diğer bir deyişle brüt kaldırma kapasitesi 725 kg.’dır. Balonların çoğu, gereken yakıt ve teçhizat yüklenip uçuşa hazır hale getirildiğinde yaklaşık 317 kg. ağırlığa ulaşır; böylece yolcular için 408 kg.’lık bir kapasite kalır. Orta büyüklükte bir balon deniz seviyesinde dört kişiyi taşıyabilir, ancak daha yüksek irtifalara, örneğin dağlara çıkıldığında, kapasite sadece iki kişiye düşebilir.
Balonu havalandırmak için pilot “brülörü ateşler”, böylece zarfın içindeki sıcaklık artar ve bu hava dışarıdaki havadan daha hafif olduğundan balon yerden kesilir. Zafın dışındaki hava ne kadar soğuk ve nemsiz, zarf ne kadar büyük ve yolcu ağırlığı ne kadar az ise kalkış o kadar kolay olur.
Balonun rotasını rüzgar belirlerken, pilotun yön seçmesi ancak başka bir yöne esen bir hava akımına doğru yükselme veya alçalma yoluyla mümkündür. Pilot, “ateşleme” yani zarfın içindeki ısıyı artırma yoluyla balonun yükselmesini, soğumasını sağlama yoluyla da balonun alçalmasını sağlar. İniş için pilot menfez ipini çeker ve zarftaki sıcak havanın “manevra menfezinden” boşalmasını sağlar.
1 Yorum »
|