Posts Tagged “sevgi”

вιя ѕєνgι ∂ιℓє∂ιм gözуαşı вυℓ∂υм.

вιя ∂σѕт ∂ιℓє∂ιм ѕıятıм∂αη νυяυℓ∂υм.

∂єя∂ιмє ∂єямαη ∂ιℓє∂ιм ∂єя∂ιмιη тιяуαкιѕι σℓ∂υм.

вιℓкι gєяçєк ѕєνgιуι вєη ѕєη∂є вυℓ∂υм!

Comments 2 Yorum »

‘’Kimi zaman
beyaz bir bulutun ardında,
kimi zaman beyaz bir güvercin kanadında,
kimi zaman da bembeyaz bir kağıtta saklarız
bize has
bize özel düşüncelerimizi.

oysa ben gizliliğe gizledim bu özel düşüncelerimi.

dünyaya, insanlığa ve kendime bakışımı yenilememde yol gösteren bir melekti bu özel düşüncenin sahibi.

yıllar geçtikçe hafızamdaki yerini alan türlü güzellikler canlandırdı hayalimdeki meleği.
düşünüyorum düşler sokağında hayata en son sımsıkı sarıldığım zamanı anımsamaya
çalışıyorum.
sanki benimle beraber doğmuş,
sanki benimle beraber yaşamış,
bana arkadaş,
bana dost  olmuş meleği düşünüyorum.
gizliliğe gizledim meleği…
  
aynı yağmur altında farklı yerlerde ıslandık
aynı soğuk gecelerde üşüyüp farklı şeylere sarıldık.
onsuz geçen düşlerimde
hep korktum, hep gizlendim yatağımın bir köşesine.
ve artık anlıyorum ki
meleğimle hiç karşılaşmadım gerçek yaşamda.

bir zamanlar geçtiğim düşler sokağında
artık büyük çınar ağaçları yükselmiş göğe doğru
hem güzellik katmışlar düş sokağıma
hem de mahrum bırakmışlar kara toprağı
günden ve güneşten…

vakit ilerlemiş; ama hala gizemini korumuş orada yaşananlar.
rengarenk çiçekler, eşsiz güzellikleriyle gökyüzünü süsleyen kuşlar,
kelebekler, o masmavi bulutlar
daima varolmuş o melekler diyarında.

dünyaya ilk adımlarını atan bebekler gülmeye
sokaktaki aç insanlar doymaya, düşmanlar barışmaya
niyetli değiller ama ben nefes aldığım sürece devam edeceğim o meleği aramaya…

belki de zamanın benden alamadığı, aksine kazandırdığı güzellik bu olsa gerek.

‘insanlar uzaklarda gördüğü bir gülü elde edebilmek uğruna
hemen yanıbaşında duran kırçiçeklerini ayakları altına
almaktan çekinmiyorlar…’

düşünen doğru düşünmüş zamanında. doğrudur.hemde çok doğru.

bazen bir hayal uğruna yanı başımızda olan güzellikleri görmezlikten geliyoruz bizler.
yaklaşık sekiz saat önce gördüğüm bir güzel hanımefendi bilgisayarımdaki arıza gibi beynimde de bir şeylerin arızalı olduğunu anımsattı bana.

belki bir delinin hatıra defteri gibi kullandığım bu disketi aylar önce yazdığım ve elimde sadece birkaç tane kalan şiirimle (en sevdiğim şiir- utanıyorum) süslesem de bir anlamı yok sanırım.
gözlerdeki anlam ve sadelik, karadeniz havasını tenefüs etmiş bir insanla birleşince böyle eşşiz bir güzelliğin ortaya çıkması şaşırtıcı olmasa gerek.

kızgın, sinirli, korkmuş, üzgün olduğum saatler içinde bana gülmem gerektiğini anımsatan hanımefendiyi bir daha görememek zor olacak benim için.
hem de çok zor.
cesaretsizlik en büyük sorunlardan birisidir insan için.
sanıyorum ki bu sorun kemirecek içimi.
oysa bir ağaç tohumunun toprağı yarıp yeşermeye başlaması için bile cesaret gerekir.
kırılması için ufak bir rüzgar, ezilmesi için bir sıçan darbesi yeterlidir.
ama yine de yeşeriyor.
inatla ayakta duruyor ve yeni yeni tohumlar serpmek için büyüyor.
derken bir orman oluveriyor.
yaradılış kanunu bu.

gökyüzünde toplanmaya başlayan bulutlara baktıktan sonra, yağmurlu bir güz soğuğunun gelmekte olduğunu tahmin edip odun kırmaya başlamak gibi bir şey olsa gerek; güzel bir insanı daha fazla sinirlendirmeden son satırları yazma vakti çoktan geçti sanırım…
bademlerin çiçek açtığı bir bahar sabahı bayramı karşılamak huzurla dolduruyor kalpleri,
güldürüyor somurtmaya mahkum edilmiş güzel yüzleri… dualarım sokakta yatan aç insanlara, dualarım sütüne su katılan bebelere, dualarım bayramda tebrikleşecek kimsesi olmayanlara..

sen de dua et olur mu güzel melek.
bilirim melekler isterlerse düzelir tüm olumsuzluklar.
umut oldukça daima bir şans vardır insanlar için.

teşekkürler güzel melek
farkında olmadan vesile olduğun güzellikler için…’’

ALINTI

Comments Yorum Yok »

Aklınızı çelemediğiniz sorularınız olmaz mı sizin ? Bir hava alayım diye ceketinizi elinize alıp çıkıp gittiğiniz evden, ve onları düşündüğünüz olmaz mı ? Olmuyor derseniz yalancısınız, aslında ne derseniz deyin birileri zaten yalancı, veya sadakatsiz.. Belkide sizi aldatıyor. Sevmiyor mu yoksa sizi ya da ? Hangisi daha kötü ?

Aklınızı çelemediğiniz kadınlarınız olmaz mı sizin ? Bir nefes alayım diye nefesinden, çocukken kitap kenarlarının kıvrılmasına gelememek gibi küçük takıntılarınıza, bir delicesinesini eklediğiniz olmaz mı ? Kitabın kenarının hafif yırtığına takılan gözleriniz, içinizdeki kanamayı farkedemiyor mu dersiniz ? Yoksa, sevmek mi dersiniz ?..

Aklınızı kaçırdığınızı zannettiğiniz olmaz mı sizin ? Çelemediğiniz için onu, çıplak ayaklarıyla yürüdüğü salonun ahşap zemininden.. Sorularınıza ne oldu peki ? Serin bir akşam rüzgarına karşı yanınıza almayı akıl eden siz, sol işaret parmağınıza asarken ceketinizi sırtınızın, akşamın serinliği kimin umrunda değildi sizden başka ?

Aldatıyorsa sizi onu öldürürsünüz değil mi ? Dün akşam, saatlerce deliye çevirip isterikliğini evinize getirdiğiniz, iş arkadaşınızla yatıp, sabahında kendinizi öldürmediniz halbuki. Ona “ölesiye seviyorum seni” derken işittiğinden aldığı hazzın ardına saklanmış çılgın bir sevişmeden başka ne umrunuzda olurdu ? İş arkadaşınıza daha dürüsttünüz oysaki.. Olağanlığınca dürüst.. Bilirsiniz işte hiçbir erkek, onunla yatmak arzusu dışında birşey için, hiçbir kadına bütün gece kur yapmaz. Erkek kandırdığını sanır, kadınsa herşeyin farkında kendi kendini kandırır. Hep böyledir.. Ve belkide bu yüzdendir beyaz yatak örtülerinin gözümüze hoş gelmesi.. Ona bütün gece kur yapamamıştınız değil mi, kadınların bakarken gözlerinize, gözlerini kıstığı sizi, başarısız bırakmıştı ?

Sevişmiyor olsanızda sonrasında o denli tutkulu, onun için ölebileceğinizi söylüyor muydunuz yine ona ? Ölür müsünüz hakikaten ? Sensiz yapamam yakarmalarınız alkollü nefesinizle, zaten kırılmış gururunuzu çiğnetmek istemeniz, gereksinmeleriniz olmuşken artık, onun için ölmenin nesi çekici bu kadar ? Kaç kere öldürmek istediniz kendinizi, kimbilir…

Sabahları, uyanmaktan nefret edip bir önceki ve bir önceki sabah gibi, kahvaltınızı yaparken, onun için bir fincan daha koymak mı masaya sevmek ? Fazla şeker atmak mı kahvenize ? Giydiğiniz kırışık gömlekte, ortasından sıktığınız diş macununda, taramadığınız saçlarınızda, yerle bir ettiğiniz günlerinden kalma odanızın kapısındaki kırıkta, yürüdüğünüz kestirme sokakta, artık zorla yemediğiniz limonlu dondurmada, yarım kalmış kitapta, yanmayan sobada, beyaz battaniyenizde, göğsünüzdeki çizikte, kolunuzdaki saatte, yelkovanda akrepte.. Döke saça sevdinizde mi, bunlara titriyor içiniz ? Hayat karşısında titremek mi sevmek ? Akıllı olmanın, ömür boyu akıllıca şeyler yapmak olduğunu zanneden bay akıllının, anlam veremediği herşeyde hep siz.. Biz.. Ben..

Sevmek dört işlem gibi değildir. Dört işlem tek bir sonuç verir, sevmekse sonuçlar.. Üstelik, doğru mu yanlış mı bilmediğimiz, bunu umursamadığımız sonuçlar.. Bu; bir gün sırf sık alamadığın bir not olduğu için “a”‘ yı, bir sonraki günse adının baş harfi diye “b” yi işaretlemek gibi birşeydir aynı sorunun cevabını.. Mantıksızlık içten gelenin zaferidir dört işleme.. Hem zaten yatağa seve seve giren hasta mı olurmuş ?

Anlayın artık. Aklımız hiçbir zaman kaçmaz bizden, biz onu yalnız bırakırız. Koşa koşa yaparız bunu hemde, arkamıza bakmadan.. Tam seçemez olduğumuz vakit onu, sorularımızda boğucu bir çoğalma farkederiz, yaşamak için yerimiz kalmamış gibidir. Sorular cevap buldukça çünkü, patlaması gibi balonun, hacmini bir anda kaybeder ve, iğnemiz çok uzaktadır artık.. Çare sanıp koşmaya devam ederiz. Ta ki, alnımızda boncuk boncuk terle, bir türlü sakinlemeyen kalp atışlarımıza söz geçiremeyip, dönüp arkamıza baktığımızda, hiçbirşey göremeyene dek.. Hastayızdır artık.. Yatağa seve seve gireriz..

- Aklını mı kaçırdın B..?

Ve geriye sadece çıplak ayakları kalır…

La passion de Paris.

Comments 2 Yorum »

Ne, içimde kopan fırtınayı anlatabilirdim bir başkasına,
Ne de, unutuverirdim boş verip her şeyi bir çırpıda…
Belki tüm her şeyi silmeliydim, hiç yaşanmamışçasına,
Ama en zoru da kabullenip de kalmaktı yanında,
Üstelik hiç ama hiçbir şey olmamışçasına…
Bitmişliğin soğukluğu, karanlığın yokluğu
ve bir de karamsarlığım olunca, göz göre göre devam edemedim,
Hala eskisi gibi seviyormuşçasına…
Zor oldu, seni aklımdan çıkarmanın fikrine alışmaya çalışmak,
Ama, daha zor oldu yaşamımın seninle geçen
ve geçeceğini düşündüğüm zamanları ömrümden çıkarmak,
Ve belki de gerçekten ölmek pahasına,
Ölmüş de kara toprağa girmişçesine…
Gülmeye, yaşamaya, yokluğuna alışmaya dahası
Hiçbir şey sönmemiş, yitip de gitmemiş gibi davranmaya,
Ve alışabilecek miydim,
yine kalbimle gülümseyebilecek miydim
Hiç küsmemişçesine hayata?…
Şimdi karanlık ve ıssız sokakları bile kıskanır yalnızlığım,
Şimdi doya doya ağlayabilen ve ıslanan gözleri kıskanır; kan çanağı gözlerim…
Hiç olmamışsın, seni hiç tanımamışım desem
Kanar mı bu yalana yüreğim?
Ya da bir iki gün daha ölsem kahrından
İçin yanar mı bebeğim?
Her şeyi uğruna, bir çırpıda hiç düşünmeden sildiğimi
Görür mü o gözlerin?
Ve ömrümden çaldığın yılları,
Yaptığın haksızlığı,
Harcadığın gençliği,
Oynadığın, oyaladığın günleri unutmuşçasına
Gülebilecek mi o taş yüreğin?..
Ayrıca unutmadan, bu kadar üzüntünün diyetini
Yaşamında, yaşamınla ödeyebilecek misin, ölümüne sevdiğim ?

Ece AYDIN

Comments Yorum Yok »

‘’Günümüzden yıllar önce birbirini çok seven iki çiçek varmış.Bunlardan erkek olan,sevgilisini o kadar çok seviyormuş ki,baharda açtıklarında sevgilisini diğer çiçeklerden çok kıskanıyormuş.Buna daha fazla dayanamayan erkek çiçek,baharda herkesin içinde açmak ve kalabalığın içinde kaybolmak yerine kışın dondurucu soğuğunda açarak,canından çok sevdiği sevgilisini daha çok görmeyi hayal etmiş.Yine bahar gelmiş.Tüm çiçekler açmış ve toprağı yedi renge boyamış.Erkek çiçek kışın kurduğu hayalleri anlatmış sevgilisine.Dişi çiçekte sevgilisinin bu fikrini çok beğenmiş ve bir dahaki sefere hiç kimsenin açmaya cesaret edemediği dondurucu soğukta açmaya karar vermişler.Bahar bitmiş,yaz geçmiş ve kış gelmiş.Sevgilisine kavuşma hayalleri ile yerinde duramayan erkek çiçek,karın bir yorgan gibi kapladığı toprağı delerek yeryüzüne çıkmış.Bembeyaz karlar içinde o renkleriyle göz kamaştıran sevgilisini aramış,aramış,aramış.Ama bulamamış.Ümidini yitiren erkek çiçek bir süre sonra boynunu eğmiş ve soğuğun şiddetine daha fazla dayanamayarak hayatını kaybetmiş.İşte o günden sonra aşkı için kışın dondurucu soğuğa bile aldırmadan karların içinde açan çiçeğe KARDELEN,ona sadık kalmayıp aldatan sevgiliye de HERCAİ denmiş.

Ondandır ki kardelen ve hercai asla aynı toprakta yetişmez,aynı yerde büyümezmiş… ‘’

Comments Yorum Yok »




Boyutsuz bir sevda bu
Zamanı yok
Mekanı yok
Sonu ne olur diye

Comments Yorum Yok »

Aşklanbaç…

Comments Yorum Yok »

who's online

Clicky

XML-Sitemap

server monitor