Posts Tagged “hayat”

Aklınızı çelemediğiniz sorularınız olmaz mı sizin ? Bir hava alayım diye ceketinizi elinize alıp çıkıp gittiğiniz evden, ve onları düşündüğünüz olmaz mı ? Olmuyor derseniz yalancısınız, aslında ne derseniz deyin birileri zaten yalancı, veya sadakatsiz.. Belkide sizi aldatıyor. Sevmiyor mu yoksa sizi ya da ? Hangisi daha kötü ?

Aklınızı çelemediğiniz kadınlarınız olmaz mı sizin ? Bir nefes alayım diye nefesinden, çocukken kitap kenarlarının kıvrılmasına gelememek gibi küçük takıntılarınıza, bir delicesinesini eklediğiniz olmaz mı ? Kitabın kenarının hafif yırtığına takılan gözleriniz, içinizdeki kanamayı farkedemiyor mu dersiniz ? Yoksa, sevmek mi dersiniz ?..

Aklınızı kaçırdığınızı zannettiğiniz olmaz mı sizin ? Çelemediğiniz için onu, çıplak ayaklarıyla yürüdüğü salonun ahşap zemininden.. Sorularınıza ne oldu peki ? Serin bir akşam rüzgarına karşı yanınıza almayı akıl eden siz, sol işaret parmağınıza asarken ceketinizi sırtınızın, akşamın serinliği kimin umrunda değildi sizden başka ?

Aldatıyorsa sizi onu öldürürsünüz değil mi ? Dün akşam, saatlerce deliye çevirip isterikliğini evinize getirdiğiniz, iş arkadaşınızla yatıp, sabahında kendinizi öldürmediniz halbuki. Ona “ölesiye seviyorum seni” derken işittiğinden aldığı hazzın ardına saklanmış çılgın bir sevişmeden başka ne umrunuzda olurdu ? İş arkadaşınıza daha dürüsttünüz oysaki.. Olağanlığınca dürüst.. Bilirsiniz işte hiçbir erkek, onunla yatmak arzusu dışında birşey için, hiçbir kadına bütün gece kur yapmaz. Erkek kandırdığını sanır, kadınsa herşeyin farkında kendi kendini kandırır. Hep böyledir.. Ve belkide bu yüzdendir beyaz yatak örtülerinin gözümüze hoş gelmesi.. Ona bütün gece kur yapamamıştınız değil mi, kadınların bakarken gözlerinize, gözlerini kıstığı sizi, başarısız bırakmıştı ?

Sevişmiyor olsanızda sonrasında o denli tutkulu, onun için ölebileceğinizi söylüyor muydunuz yine ona ? Ölür müsünüz hakikaten ? Sensiz yapamam yakarmalarınız alkollü nefesinizle, zaten kırılmış gururunuzu çiğnetmek istemeniz, gereksinmeleriniz olmuşken artık, onun için ölmenin nesi çekici bu kadar ? Kaç kere öldürmek istediniz kendinizi, kimbilir…

Sabahları, uyanmaktan nefret edip bir önceki ve bir önceki sabah gibi, kahvaltınızı yaparken, onun için bir fincan daha koymak mı masaya sevmek ? Fazla şeker atmak mı kahvenize ? Giydiğiniz kırışık gömlekte, ortasından sıktığınız diş macununda, taramadığınız saçlarınızda, yerle bir ettiğiniz günlerinden kalma odanızın kapısındaki kırıkta, yürüdüğünüz kestirme sokakta, artık zorla yemediğiniz limonlu dondurmada, yarım kalmış kitapta, yanmayan sobada, beyaz battaniyenizde, göğsünüzdeki çizikte, kolunuzdaki saatte, yelkovanda akrepte.. Döke saça sevdinizde mi, bunlara titriyor içiniz ? Hayat karşısında titremek mi sevmek ? Akıllı olmanın, ömür boyu akıllıca şeyler yapmak olduğunu zanneden bay akıllının, anlam veremediği herşeyde hep siz.. Biz.. Ben..

Sevmek dört işlem gibi değildir. Dört işlem tek bir sonuç verir, sevmekse sonuçlar.. Üstelik, doğru mu yanlış mı bilmediğimiz, bunu umursamadığımız sonuçlar.. Bu; bir gün sırf sık alamadığın bir not olduğu için “a”‘ yı, bir sonraki günse adının baş harfi diye “b” yi işaretlemek gibi birşeydir aynı sorunun cevabını.. Mantıksızlık içten gelenin zaferidir dört işleme.. Hem zaten yatağa seve seve giren hasta mı olurmuş ?

Anlayın artık. Aklımız hiçbir zaman kaçmaz bizden, biz onu yalnız bırakırız. Koşa koşa yaparız bunu hemde, arkamıza bakmadan.. Tam seçemez olduğumuz vakit onu, sorularımızda boğucu bir çoğalma farkederiz, yaşamak için yerimiz kalmamış gibidir. Sorular cevap buldukça çünkü, patlaması gibi balonun, hacmini bir anda kaybeder ve, iğnemiz çok uzaktadır artık.. Çare sanıp koşmaya devam ederiz. Ta ki, alnımızda boncuk boncuk terle, bir türlü sakinlemeyen kalp atışlarımıza söz geçiremeyip, dönüp arkamıza baktığımızda, hiçbirşey göremeyene dek.. Hastayızdır artık.. Yatağa seve seve gireriz..

- Aklını mı kaçırdın B..?

Ve geriye sadece çıplak ayakları kalır…

La passion de Paris.

Comments 2 Yorum »

who's online

Clicky

XML-Sitemap

server monitor