Posts Tagged “can dündar”

Katran karası bir geceyi haziran bulutlarının arasından yırtarak, avuçlarında kıpır kıpır yıl­dızlarla odamın penceresini tıklattı dolunay…

“Sana Samanyolu getirdim” dedi ve bütün gökkubbeyi yeryüzüne indirmiş gibi mağrur, gülümsedi koltuğumun başucunda…

Ayla yıkanmanın keyfini sürdüm bir müddet…

Sonra penceremi açıp onu içeri aldım.

Efsunlu ışıklar saçarak, eteğindeki aydınlığı kitabı­ma, rakı kadehime, can eriklerime doladı.

Gecikmiş bir bahar, çekirge sesleri ve iğde kokularıyla içeri daldı hemen peşisıra… telâşla…

Şiirler doldu odama, mısra mısra…

Feneralayları geçti aklımdan; uzak denizler ve göç yolları geçti…

Dolanıp dolunayın kanadına, uçmak istedim…

* * *

Lâkin bırakmadı hayat…

Duyduk ki, güvercinleri kurşuna dizmişler arka bahçede…

Gülleri kesip, dikenleri büyütmüşler korku be­lâsına…

Toprağın bire bin verdiği ülkede mayın döşemişler sevdaya giden yollara…

Aşklar uzak, sevişmeler tuzakmış.

Dişlerinde kalleş ışıkların pa­rıldadığı kurtlar, çeteler halinde boğazlayacak kurban arar olmuş­lar dolunay geceleri…

Pas ve küf kokuyormuş eski­den nergislerin açtığı sokaklar…

Öylesine büyükmüş ki sis perdesi, ne yakamoz görüyor­muş gözler, ne çoban yıldızı…

Güneş ülkesi, çocuklarını gömüyormuş lanetli karanlığın koynuna… ve öfke büyüyormuş sevda toprağının ana rahmin­de…

Doğa ne kadar cömertse, ha­yat o kadar bencilmiş evlâtlarına karşı… Bolluk içinde aç, varlık içinde yoksul, denizler ortasında susuz yaşar olmuşlar.

Ve ülke, aldırmadan doğanın gözkamaştıran büyüsüne, doludiz­gin koşuyormuş ölüme..

Prangalar… savaş tamtamları… ve ağıtlarla…

* * *

Dolunay, Samanyolundan ışıklarla eteklerinde; “Haydi” diyordu penceremin dibinde; “Haydi… ebedi baharın ülkesine…”

Lâkin dolunaya inat; öylesine bitkin ve naçar ki ha­yat…

Kopamadım akşam haberlerden…. dünyevi keder­lerden… kelepçelerden…

Açıp penceremi, salıverdim dolunayımı, Cahit Külebi’den bir şiir fısıldayarak kulağına:

“Bir gün geleceğim / Alıp şu başımı / Bir gün gele­ceğim

“Belki de Haziran / Bulacak naaşımı / Belki de Ha­ziran…”

Haziran, bir ozanın naaşını kaldırırken, dolunay eteklerinden efsunlu yıldızlar saçarak uzaklaştı.

Bakakaldım peşinden…

Ne gözümü alabildim… ne göze alabildim…

Can Dündar

Etiketler: , ,

Comments Yorum Yok »

BaşarmakBazen hayatta yapmak istediklerim için, başarmak istediklerim için, hedeflerime ulaşabilmek için çok mücadele veriyor ve çok açılıyorum. Bunları yaparken bir nokta da beceremez isem, başarısız olduğumu, yenildiğimi düşünüp duruyordum. Bir gün Can Dündar‘ın bu müthiş yazısını okuyunca öylesine yazıya hak verdim ki anlatamam. Artık diyorum ki  ”Yenilmedim aslında, belki biraz fazla açıldım, o kadar…” ve bu söze ek olarak kendi yorumumla diyorum ki; en azından denedim

***

Can Dündar’ın İhtiyar Balıkçı yazısı :

//

Sevgili Nuriye Akman’ın TRT’de yayınlanacak “İnci Avcısı” programı için stüdyoya girdim geçen ay…

Sıcacık bir sohbetin sonunda, buz gibi bir sürpriz yapıp konuklarını stüd­yonun arkasındaki bir aynanın karşısı­na sürüklüyor ve orada kendisiyle yüzleştiriyor Nuriye…

“Aynada gördüğün bu adama ne demek istersin” diye soruyor.

Kimseye tavsiye etmeyeceğim ka­dar zor bir karşılaşma bu…

Nedendir bilmem, ama aynada ak­sini gördüğüm adama bakarken benim aklıma ilk gelen şey Ernest Hemingway’in “İhtiyar Balıkçı”sı oldu.

* * *

Hazin bir öyküdür bu…

İhtiyar balıkçı, Karayibler’de 85 gün olta salladıktan ve eve eli boş dön­dükten sonra bir gün iyice açılıp “bü­yük balık”ı yakalar.

Lakin kıyıya dönerken, yedeğine al­dığı, teknesinden yarım metre daha bü­yük olan bu kılıç, yol boyu kan kokusu­na gelen canavar köpekbalıklarınca di­dik didik edilir.

Bu korkunç mücadeleden elinde kala kala dev balığın iskeleti kalmıştır.

Kan revan içinde, uykusuz ve bitkin sahile yanaşırken “Beni adamakıllı yendiler… Hem de ne yeniş” diye geçi­rir içinden…

Sonra silkinir ve yüksek sesle şunu söyler:

“Yenilmedim aslında, belki biraz fazla açıldım, o kadar…”

Hayat yolculuğumuz da öyle değil midir?

Kimi için güzel bir kadındır “büyük balık,” kimi için zengin bir damat… iyi bir hayat… hayırlı evlat…

.. .ya da müstakil ev, son model ara­ba, sınırsız servet…

Kimi “büyük balık”ı hiç göremeden ölür. Kimi, bir kez tuttu mu, bir daha açılmaz hiç… onunla gömülür.

Kimi ise yaşam denilen şakaya gel­mez deryanın dalgalarında yalpalana yalpalana arar büyük balığı bir ömür boyu…

Açıldıkça bulma şansıyla birlikte ar­tar, yitirme ihtimali…

Zor bulanlar, çabuk yitirir bazen… Acımasızca yağmalanır ve sonuçta elde bir kılçıkla kalakalırlar.

Yenilgi değildir onlarınki aslında…

Olsa olsa biraz fazla açılmışlardır.

Ama insanlık, kısmen de, onların fazla açılması sayesinde ilerler.

* * *

Ne tuhaf; Nuriye’nin çekiminde ku­lağını çınlattıktan bir hafta sonra geldi ihtiyar Balıkçı’nın ölüm haberi…

Ünlü romanın esin kaynağı olan Kübalı balıkçı Gregorio Fuentes 104 yaşında ölmüştü.

“Ensesinde derin kırışıklıklar olan sıska adam,” Küba’da dünyaya veda et­meden önce, Ankara’da hafızama son bir ağ atıp geçmişti.

Bir şişe rom karşılığı çektirdiği son fotoğraflarına bakarken, “Keşke bu fır­tınalı yolculuğun sonunda hepimiz aynı şeyi yüksek sesle söyleyebilsek” dedim kendi kendime:

“Yenilmedim aslında, belki biraz fazla açıldım, o kadar…”

Can Dündar

Etiketler: , , ,

Comments Yorum Yok »

Bahar, alıp başını gitmelerin mevsimidir. Sebepsiz yere bazen… Önünü ardını hesaplamadan… Hesapsız, kitapsız çekip gitmelerin mevsimidir bahar…

Bir bakarsınız kekik kokulu bir nisan sabahı koparıp alıverir sizi hayattan… Çiçek açmış bir kiraz ağacının hayaliyle yollara düşersiniz.

Demir alır gönlünüzün limanındaki gemiler… Açılır gidersiniz…

Aradığınız belki yüzülmemiş denizlerdir, belki keşfedilmemiş sevdalar, belki hiç yazılmamış satırlar…

Yüzmenin, sevmenin, yazmanın heyecanıyla coşarsınız.

Dünyaya sırtınızı dönüp yürürken, o yaşanmamışlıkların izini sürersiniz kuytularda… Ve çoğu zaman kendinizle karşılaşırsınız umulmadık bir köşebaşında…

Elele tutuşur yürürsünüz içindeki çocukla…

O’nu büyütmekten korkarak…

- - -

Önünde bir nisan sağanağı varsa, geriye dönüp bakası gelmez insanın…

Oysa fotoğrafları henüz tazedir dünün ayazlı gecelerinin… Kışı birlikte aştığınız dostluklar sımsıcak durur yüreğinizde… Sadakatin ve yerleşikliğin güvenli kolları huzur vaadeder ardınız sıra…

Gel gör ki baharın kokusu dayanılmazdır. Ilık bir rüzgar ruhunuzdaki isyanı okşar. “Hadi sokağa” diye bağıran sirenler çalar içinizden… Derinliklerinizde tutuşturulmayı bekleyen alevler kı vılcımlanır. Kalbinizden havalanan güvercinlere şaşakalırsınız.

Sanki gitmek sadakattir: kalmaksa ihanet…

100 günü aşkındır bu köşede Yeni Yüzyıl haftasonlarında birlikte olduk sizlerle…

Güldük çoğu zaman ya da kızdık öfke dolu sözcüklerde… Mahzunlaştığımız da oldu, çocuklaştığımız kadar…

Yeni sözler söyleme derdine düştük, eskiye sırtımızı dönmeden…

Zorlu bir kışı, kırık dökük satırları ufalayıp ateşleyerek geçirdik.

Yeni bir yüzyılın silueti gülümsedi siz sayfaları çevirdikçe… “Ha doğdu, ha doğacak” denilen gazete, yeni kızlar, yeni oğlanlar doğurdu yeni doğacak bir yüzyıl için…

Sonra nisan geldi…

Sokakta direnilmesi imkansız bir çimen kokusu… içinin bir yerinde yuvadan erken ayrılmanın, sokakta hırpalanmanın korkusu…

Lakin bahara söz geçirmek ne mümkün…

Bir kez çiy düşmeye görsün kış mahmuru bedenlere…

…Coşkuları dizginleyebilene aşkolsun…

- - -

Bu yüzden izin istiyorum sizlerden… Bu köşe (kış köşesi) baharla buharlaşıyor.

Geriye bakınca hüzünleniyorum elbet…

Çünkü geride güzel bir doğuma ortak olmanın tatlı heyecanı var. Ve paylaşılmış köşelerde benzer duyarlılıklar… Ve sımsıcak dostluklar…

Ama önümsıra yüzülmemiş denizlerden iyot kokuları çarpıyor burnuma… Yeni Yüzyıl’ın ilham verdiği baharlar çağırıyor.

Şimdi gitmek sadakattir, kalmaksa ihanet…

O yüzden bir an önce kanatları takıp, uçmakta yarar var… Yeni baharlarda, yepyeni bahar şarkıları söyleyebilmek için…

Hep beraber…

Can Dündar

Etiketler: , ,

Comments Yorum Yok »

Evinin seni içine
sigdiramayacak kadar dar oldugunu
fark edeceksin…
Sokaga firlayacaksin…
Sokaklar da dar gelecek…
Tipki vücudunun yüregine dar geldigi gibi…
Ne denizin mavisi açacak içini, ne piril piril
gökyüzü…
Kendini tasiyamayacak kadar çok büyüyecek, bir
yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin…
Birileri sana bir seyler anlatacak durmadan…
“Yasamak güzel.”
“Bos ver, her sey unutulur.”
Sen hiçbirini duymayacaksin…
Göz yaslarindan etrafi göremez hale geleceksin…
Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az
sonra kollarinda ölmek isteyecek kadar çok seveceksin…
Hep ondan bahsetmek isteyeceksin…
“Ölüme çare bulundu” ya da “Yarin kiyamet
kopacakmis” deseler basini
kaldirip Ne dedin?” diye sormayacaksin…
Yalniz kalmak isteyeceksin…
Hem de kalabaliklarin arasinda kaybolmak…
Ikisi de yetmeyecek…
Geçmişi düşüneceksin…
Neredeyse dakika dakika…
Ama kötüleri atlayarak…
Onunla geçtigin yerlerden geçmek isteyeceksin…
Gittigin yerlere gitmek…
Bu sana hiç iyi gelmeyecek…
Ama bile bile yapacaksin…
Biri sana içindeki aciyi söküp atabilecegini
söylese,kaçacaksin…
Aslinda kurtulmak istedigin halde, o aciyi
yasamak için direneceksin…
Hayatinin geri kalanini onu düsünerek geçirmek
isteyeceksin….
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin…
Herkesi ona benzetip…
Kimseyi onun yerine koyamayacaksin…
Sadece bir müddet buzlu camin arkasindan
seyrettiren…
Bütün sarkilar sizin için yazilmis gibi
gelecek…
Bogazin dügümlenecek, dinleyemeyeceksin…
Uyumak zor, uyanmak kolay olacak…
Sabahi iple çekeceksin…
Bazen de “Hiç günes dogmasa” diyeceksin…
Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler…
Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin…
Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne
çikana sarilmak isteyeceksin
Nafile…
Düsüncesi bile tahammül edilmez gelecek…
Rüyalar göreceksin, gerçek olmasini istedigin…
Her siçrayarak uyandiginda onun adini söyledigini
fark edeceksin…
Telefonun çalmasini bekleyeceksin…
Aramayacagini bile bile…
Her çaldiginda yüregin agzina gelecek…
Aglamakli konusacaksin arayanlarla…
Yüregin burkulacak…
Canin yanacak…
Bir daha sevmemeye yemin edeceksin…
Hayata dair hiçbir sey yapmak gelmeyecek içinden…
Onun sesini bir kez daha duymak için yanip
tutusacaksin…
Defalarca aradigi günlerin kiymetini bilmedigin
için nefretedeceksin…
Yasadigin sehri terk etmek isteyeceksin…
Onunla hiçbir aninin olmadigi bir yerlere gidip
yerlesmek…
Ama bir umut…
Onunla bir gün bir yerde karsilasma umudu…
Bu umut seni gitmekten alikoyacak…
Gel gitler içinde yasayacaksin…
Buna yasamak denirse…
Razi misin bütün bunlara…?
Hazir misin sonunda ölüp ölüp dirilmeye…?
O halde asik olabilirsin

 

 

CAN DÜNDAR

Etiketler: ,

Comments Yorum Yok »

who's online

Clicky

XML-Sitemap