Yazar Arşivi
niya tarafından Yazılar içinde postalandı
-> Bu sabah erken kalkmayacağım.
İşte bunu söyleyerek girdim yatağıma.
Kocaman bir yatağım var. Hep yalnız hissederdim girdiğimde. Bomboş.. .
Artık öylesine dolu ki, diğer yastığıma sarılarak uyuyorum. Adını sen koydum.
Kenetlenmiş halde uyanıyorum. Bir daha bırakmayacam dermiş gibi. Hırsla.. .
Nevresim takımlarım aynı sen. Pamuklu saten diyorlar.
Satenini at, pamuk gibisin. Öyle kendimi kandırıyorum işte, güyaa karnında uyuyorum.
Böyle fosforlu. Işıkları bir kapatıyorsun. Yıldızlara sarılarak uyuyorsun sanki. Öyle kendimi kandırıyorum işte. Yıldızlarını at, yıldızlarım sende. Gözlerim kapalı ama, gözlerini görüyorum.
Tutmuyorlar yerini.. . Hangi pamuk böyle güzel kokuyor? Hangi yıldızlar böylesine parlak ?
Güne güzel başladım. Yüzüm gülüyor.Kıvır kıvır süpürge teli gibi saçım var. Dokunduğunda pamuk gibi oluyorlar.Hiç olmadığı kadar şekilli görmek istiyorum onları.
Yüzümü bir defa değil iki defa yıkıyorum. Traş olmadan, traş losyonu sürüyorum.
Bir iki defa uyandığımda kahvemi içmedim evden çıkarken. Onun acısını bile istemiyorum.
Buna rağmen bir gör yüzümü, küçük muzip çocuklar gibiyim. O tebessümü sanki çiviyle takır takır geçirdiler,oydular suratıma.
Her zamankinden şık olmak istiyorum, her zamankinden aşık uyanıyorum.
İçim içime sığmıyor. Vuracam kendimi pencereye. Bağıracam aşığım ulan diye.
Aklıma geliyorsun. Heyecan basıyor. Ellerim titriyor. Vuracam arabayı en sonunda.
Okul yolundayım. Artık eğitimim daha değerli. Bir an önce mesleğimi elime almalıyım.
Doğmamış çocuklarım var. Her tarafı sana benziyor. Haliyle öylesine güzeller ki, onları bu güzellikleriyle nasıl yetiştirecem telaşındayım. Nasıl sen gibi olsunlar. Nasıl mütevazi, nasıl sevgili, nasıl bebek gibi, nasıl akıllı, nasıl efendi, hanım efendi.
O küçük kız geliyor aklıma. Ben yüz göz olamam hanım.
Git tanı bakayım şu erkek arkadaşını neyin nesiymiş diyorum.
İçimde kahkahalar patlıyor. Parlıyor. Yüzünün yıldızları gibi.
Aklımı, kalbimi aşındırdın pamuk sevgili.
Rüyalarımla, rüyalarınla, rüyalarımızla uyanayım istiyorum.
Beş dakika fazlası neye bedel değil ki söylesene.. .
Ben yarın sabah yine erken kalkmayacağım pamuk sevgili.
Gir yine benliğime, alıştırdığın tebessümünle uyanayım diye.. .
Poseidon
Yorum Yok »
Ruhun doymaz geceler kalmış üstüne
Gönlün olmaz korkma
Sevgin olmaz denesen de bile bile
Ömrün olmaz korkma
Çırpındıkça batarsın bataklığa
Kurtaran kalmaz unuttuğun dışında
Ellerin buz olur, ayakların çivi
Isıtmazlar dokunsalar da
Bedenin kalsın, ruhun inansın
Severim sandım, yine aldandın
Ruhun duymaz seneler geçmiş üstüne
Gönlün olmaz hala
Sevgin dolmaz “yine” desen de kendine
Saygın olmaz korkma
22 Yorum »
niya tarafından Şarkı Sözü içinde postalandı, tags: izel, sana ne kadar
-> Sevgilim bak geçiyor, ömrün sonu geldi
Son gücüm “affet” diyor, hevesin tadı geçti
Ne dersen de artık geçmiyorum senden
Gel de aşka yol ver ellerinle…
Sana ne kadar lafım vardı
Birçoğu yarım kaldı
Seviyorum onlar hep senden
Geriye kalanlardı
Her günüm zor geçiyor özledim herşeyini
Hayallerim böyle değildi sesini duyur bari…
Ne dersen de artık ne dersen de…
Sana ne kadar lafım vardı
Birçoğu yarım kaldı
Seviyorum onlar hep senden
Geriye kalanlardı
Yorum Yok »
niya tarafından Şarkı Sözü içinde postalandı
Bazen daha fazladır her şey
Bir eşikten atlar insan
Yüzüne bakmak istemez yaşamın
O kadar azalmıştır anlam
O zaman hemen git radyoyu aç bir şarkı tut
Ya da bir kitap oku mutlaka, iyi geliyor
Ya da balkona çık bağır, bağırabildiğin kadar
Zehir dışarı akmadan yürek yıkanmıyor
Ama fazla da üzülme, hayat bitiyor bir gün
Ayrılıktan kaçılmıyor
Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür
Ömür imtihanla geçiyor
Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem
Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir
Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem
Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir
Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem
Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir
Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem
Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir
Bir şiirden, bir sözden
Bir melodiden, bir filmden
Geçirip güzelleştirmeden can dayanmıyor
Yıldızların o ışıklı fırçası azıcık değmeden
Bu şahane hüzün tablosu tamamlanmıyor
Ama fazla da üzülme, hayat bitiyor bir gün
Ayrılıktan kaçılmıyor
Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür
Ömür imtihanla geçiyor
Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem
Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir
Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem
Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir
Yorum Yok »
niya tarafından Hikaye içinde postalandı
Kapıdan içeri girer girmez neşeyle bağırdı: ‘Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu? ‘
‘Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum.’
Hiç kimsenin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu. Her şey erteleniyordu telefon ve araba söz konusu olduğunda. Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitsin di? Annesi kapattı telefonu. Mutfaktan tencere kaşık sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti. ‘Sana yardım edeyim mi? ‘ dedi en sevimli halini takınarak. Annesi manalı manalı baktı. ‘Hayırdır. Bir yaramazlık filan. Bak bir de seninle uraşmayayım. Çok yorgunum zaten.’
Yorgunluk nasıl bir şeydi. Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır ‘Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni’ diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi.
Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, ne diye annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu. ‘Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor.’
‘Uykuya dalayım da gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum.’
Bu kelimeden nefret ediyordu. Yorgunum. Yorgun olduğumdan. Böyle yorgun yorgunken… ‘Anneciğim sen yorulma diye…’
‘Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada isler yetişmedi.Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım. Hadi sen oyna biraz.’
‘Hani siz yoruluyorsunuz ya…’
‘Eeee….’
‘Ben de oynamaktan yoruluyorum.’
‘Ne yapayım? ‘
‘Bilmem…’
Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı. Işıklar söndü birden. Annesi öfkeyle söylenmeye başladı.’Mum da yok’ diye diye karıştırdı dolapları el yordamı. Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının ışığında deli tavsan masalını anlatışını. Deli tavşanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavsan kafası yaptı. ‘bak deli tavsan’ diyerek parmaklarını oynattı. Yoldan gecen arabaların farları duvardaki tavsana yol açtı. Tavsan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü o minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı. Neden sonra ışıklar geldi. Kadın çocuğun hiç konuşmadığını akil etti birden. Kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı. Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini. Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu. Çocuk sanki bu öpücüğü bekliyormuşçasına
‘İşin bitince beni sever misin anne?’ dedi.
Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı.
6 Yorum »
niya tarafından Şarkı Sözü içinde postalandı, tags: gönül, gün, mustafa sandal
Dinlemek İçin Tıklayınız!
//
Anlamaz aşk acısından
Gidene dert olmaz
Dağ dağa küstü mü
Hiç kimse nedenini sormaz
Anlayamaz
Yeni bir aşkı kabul edemez
Bir kalbi iki kişi paylaşamaz
Unutmadı daha yeni gideni
Anlatamaz
Yeni bir aşkı kabul edemez
Bir kalbi iki kişi paylaşamaz
Unutmadı onu terk edeni
Gönlünü gün edeni sevmez sevda
İster hep onu üzeni
Her ona kucak açan olmaz fayda
Bekler hep onu sileni
16 Yorum »
niya tarafından Şarkı Sözü içinde postalandı, tags: should, stay, the clash
Darling you gotta let me know
Should I stay or should I go?
If you say that you are mine
I’ll be here ’til the end of time
So you got to let know
Should I stay or should I go?
It’s always tease tease tease
You’re happy when I’m on my knees
One day is fine, next is black
So if you want me off your back
Well come on and let me know
Should I Stay or should I go?
Should I stay or should I go now?
Should I stay or should I go now?
If I go there will be trouble
An’ if I stay it will be double
So come on and let me know
This indecision’s bugging me
If you don’t want me, set me free
Exactly whom I’m supposed to be
Don’t you know which clothes even fit me?
Come on and let me know
Should I cool it or should I blow?
Should I stay or should I go now?
Should I stay or should I go now?
If I go there will be trouble
And if I stay it will be double
So you gotta let me know
Should I cool it or should I blow?
Should I stay or should I go now?
If I go there will be trouble
And if I stay it will be double
So you gotta let me know
Should I stay or should I?
7 Yorum »
niya tarafından Fıkra içinde postalandı, tags: aldatmak, Fıkra, kaykay, Komik
Üç adam ölür ve cennete giderler. Sorgu meleği birincisine sorar, “Seni cennete yollamadan önce sana bir sorum var: Karına karşı sadık oldun mu?” Adam yanıtlar; “Evet, asla bir başka kadına bakmadım.” Sorgu meleği, “Şuradaki Rolls-Royce’u görüyor musun? O senindir. Cennetteyken kullanabilirsin..” Sorgu meleği ikinci adama da aynı soruyu sorar ve şu cevabı alır; “Bir kez karımı aldattım ama bunu ona itiraf ettim. Beni bağışladı ve mutlu yuvamızı kurtardık.” Bunun üzerine sorgu meleği, “Şuradaki Mercedes’i görüyor musun? Cennetteyken onu kullanacaksın..” der ve üçüncü adama da sorar, “Karını hiç aldattın mı?” Adam yutkunur ve şöyle der; “itiraf edeyim ki; bulduğum her kıza asıldım ve her fırsatta onlarla yattım, birçoğu ile beraber oldum. Üzgünüm.” Sorgu meleği; “Ehh” der, “Ama temelde iyi bir adamsın. Şuradaki eski vosvos’u görüyor musun? Cennette onu kullanacaksın.” Bunun üzerine üç adam vedalaşır, arabalarına atlar ve kendi yollarına giderler. Birkaç hafta sonra ikinci ve üçüncü adam birlikte gezerlerken barın önünde birinci adamın Rolls-Royce’unu görürler. Bara girdiklerinde adamın perişan bir halde, etrafındaki boş şişelerin arasında salya sümük oturduğunu görürler ve şaşırırlar. “Heyy! ne oldu sana?” der ikinci adam, “Cennettesin, altında bir Rolls-Royce var, hersey mükemmel ama sen niye bu haldesin?” “Bugün karımı gördüm!” der birinci adam. Diğerleri; “Aaaa! ne kadar güzel, peki derdin nedir?” diye sorarlar. Adam içini çekerek konuşur, “Kaykay’la dolaşıyordu…’’
Yorum Yok »
niya tarafından Şiir içinde postalandı, tags: bebek, gülmek, güzel, melek, sevda, sevgi
‘’Kimi zaman
beyaz bir bulutun ardında,
kimi zaman beyaz bir güvercin kanadında,
kimi zaman da bembeyaz bir kağıtta saklarız
bize has
bize özel düşüncelerimizi.
oysa ben gizliliğe gizledim bu özel düşüncelerimi.
dünyaya, insanlığa ve kendime bakışımı yenilememde yol gösteren bir melekti bu özel düşüncenin sahibi.
yıllar geçtikçe hafızamdaki yerini alan türlü güzellikler canlandırdı hayalimdeki meleği.
düşünüyorum düşler sokağında hayata en son sımsıkı sarıldığım zamanı anımsamaya
çalışıyorum.
sanki benimle beraber doğmuş,
sanki benimle beraber yaşamış,
bana arkadaş,
bana dost olmuş meleği düşünüyorum.
gizliliğe gizledim meleği…
aynı yağmur altında farklı yerlerde ıslandık
aynı soğuk gecelerde üşüyüp farklı şeylere sarıldık.
onsuz geçen düşlerimde
hep korktum, hep gizlendim yatağımın bir köşesine.
ve artık anlıyorum ki
meleğimle hiç karşılaşmadım gerçek yaşamda.
bir zamanlar geçtiğim düşler sokağında
artık büyük çınar ağaçları yükselmiş göğe doğru
hem güzellik katmışlar düş sokağıma
hem de mahrum bırakmışlar kara toprağı
günden ve güneşten…
vakit ilerlemiş; ama hala gizemini korumuş orada yaşananlar.
rengarenk çiçekler, eşsiz güzellikleriyle gökyüzünü süsleyen kuşlar,
kelebekler, o masmavi bulutlar
daima varolmuş o melekler diyarında.
dünyaya ilk adımlarını atan bebekler gülmeye
sokaktaki aç insanlar doymaya, düşmanlar barışmaya
niyetli değiller ama ben nefes aldığım sürece devam edeceğim o meleği aramaya…
belki de zamanın benden alamadığı, aksine kazandırdığı güzellik bu olsa gerek.
‘insanlar uzaklarda gördüğü bir gülü elde edebilmek uğruna
hemen yanıbaşında duran kırçiçeklerini ayakları altına
almaktan çekinmiyorlar…’
düşünen doğru düşünmüş zamanında. doğrudur.hemde çok doğru.
bazen bir hayal uğruna yanı başımızda olan güzellikleri görmezlikten geliyoruz bizler.
yaklaşık sekiz saat önce gördüğüm bir güzel hanımefendi bilgisayarımdaki arıza gibi beynimde de bir şeylerin arızalı olduğunu anımsattı bana.
belki bir delinin hatıra defteri gibi kullandığım bu disketi aylar önce yazdığım ve elimde sadece birkaç tane kalan şiirimle (en sevdiğim şiir- utanıyorum) süslesem de bir anlamı yok sanırım.
gözlerdeki anlam ve sadelik, karadeniz havasını tenefüs etmiş bir insanla birleşince böyle eşşiz bir güzelliğin ortaya çıkması şaşırtıcı olmasa gerek.
kızgın, sinirli, korkmuş, üzgün olduğum saatler içinde bana gülmem gerektiğini anımsatan hanımefendiyi bir daha görememek zor olacak benim için.
hem de çok zor.
cesaretsizlik en büyük sorunlardan birisidir insan için.
sanıyorum ki bu sorun kemirecek içimi.
oysa bir ağaç tohumunun toprağı yarıp yeşermeye başlaması için bile cesaret gerekir.
kırılması için ufak bir rüzgar, ezilmesi için bir sıçan darbesi yeterlidir.
ama yine de yeşeriyor.
inatla ayakta duruyor ve yeni yeni tohumlar serpmek için büyüyor.
derken bir orman oluveriyor.
yaradılış kanunu bu.
gökyüzünde toplanmaya başlayan bulutlara baktıktan sonra, yağmurlu bir güz soğuğunun gelmekte olduğunu tahmin edip odun kırmaya başlamak gibi bir şey olsa gerek; güzel bir insanı daha fazla sinirlendirmeden son satırları yazma vakti çoktan geçti sanırım…
bademlerin çiçek açtığı bir bahar sabahı bayramı karşılamak huzurla dolduruyor kalpleri,
güldürüyor somurtmaya mahkum edilmiş güzel yüzleri… dualarım sokakta yatan aç insanlara, dualarım sütüne su katılan bebelere, dualarım bayramda tebrikleşecek kimsesi olmayanlara..
sen de dua et olur mu güzel melek.
bilirim melekler isterlerse düzelir tüm olumsuzluklar.
umut oldukça daima bir şans vardır insanlar için.
teşekkürler güzel melek
farkında olmadan vesile olduğun güzellikler için…’’
ALINTI
Yorum Yok »
Hasretim değilmiş gibi ona,
öldürmemek defalarca kendimi,
nesi kolaydı ölümlü gözlerle bakmak hayata,
kime sandınki diyetimi ?
Anlamadın ama, kızmadım,
bende kalmamacasıya benden,
sen yaşasın sebebini içimdeki.
Anlamadın ama, kızmadım..
Bir posta kutusu yapıp kendime,
oraya attıysam mektuplarımı yaşamanın intihar olduğu,
son mektubumun sonuna iliştirmemdendir,
biraz utangaç, daha çok korku dolu,
seni hala seviyorum’u.
La passion de Paris.
Yorum Yok »
|