Yazar Arşivi

Kadın akşam işten çıkar

Çocuğu yuvadan alır

Markete geçer ıspanak alır

Koştura koştura eve döner

Çocuğu soyar elini yüzünü yıkar

Kendi üstünü değiştirir

Mutfağa koşar

Bi yandan ıspanakları yıkar bi yandan çocuğun sorularına ve ihtiyaçlarına cevap verir.

Bi yandan sofrayı hazırlar O DA NE YOĞURT ALMAYI UNUTMUŞTUR!

Yoğurtsuz ıspanak olmaz

Hemen kocasını arar.

Kocadan Kocaya değişen cevaplar:

1) Ben geç geleceğim. Toplantım var Yoğurtsuz yiyin ( laçkalaşmış koca)

2) Ben geç geleceğim Çok üzgünüm tühhhhhh Şimdi ıspanak da yoğurtsuz olmazki E yoğurt getireyim kapıdan bırakayım hemen döneyim toplantı bu kaçırsam olmaz Mazallah dağlara taşlara işten atılma sebebim olur sonra yoğurt dökecek ıspanak bile bulamayız ( aldatan koca ya da eve gelmemek için bahane arayan koca ,ama bi yandan da vicdanı sızlayan koca..)

3)Aradığınzı numaraya şu anda ulaşılamıyor……..(İşte bu aldatan koca)

4) Mendebur kadın ıspanağı aldın da yoğurdu niye almadın! (’kazma’tipi koca)

5) Igggghhhh yine mi ıspanak. Otlaya otlaya sığır olduk (’kalas’ tipi koca)

6) Tamam alırım (monotonlaşmış koca)

7) tamam alırım başka bişey lazım mı? ( Normal koca)

8)Tamam hayatım alırım başka bi isteğin var mı? ( Olması gereken koca)

9) amannn ıspanakla mı uğraştın? Yapmadıysan bırak ya dışardan söyleyelim ya da dışarda yiyelim (Süper koca)

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments 4 Yorum »

Uykuların kaçar geceleri, 
Bir türlü sabah olmayı bilmez, 
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya 
Deli eden uğultudur başlar kulaklarında, 
Ne çarşaf halden anlar, ne yastık 
Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık, 
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın, 
Onun unutamadığın hayali, 
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine, 
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.  
 

Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu, 
Şerefin, faziletin, iyiliğin güzelliğin. 
Gün gelir de, sesini bir kerecik duymak için, 
Vurursun başını soğuk, taş duvarlara, 
Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın 
Duyarsın. 
Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın. 
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.  
 

Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin 
Niçin yaratıldığını. 
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini 
Uzun, uzun seyredersin aynalarda güzelliğini 
Boşuna geçip, giden yıllarına yanarsın. 
Dolar gözlerin, için burkulur 

Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. 


Ümit Yaşar Oğuzcan  

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments 1 Yorum »

Bir kari-koca çok kötü bir kaza gecirirler. Kadinin yüzü tamamen yanar. Plastik cerrahlar kadinin yüzünü eski haline getirebilmek için deriye gerek oldugunu ama kadindan deri alamayacaklarini söyleyince kocasi deri vermeye gönüllü olur. Fakat kocasindan alinacak deri popo bölgesinden alinacaktir… Adam bu bilginin
karisina soylenmemesini ister çünkü moralinin bozulacagindan çekinmektedir. Ameliyat tamamlandiktan sonra kadin eskisinden de güzel görünür. Her gören bu muhtesemgüzellik karsisinda hayrete düsmektedir. Birgün kadin kocasi ile basbasa kaldiginda :
- Hayatim çok tesekkür ederim. Benim bu halim senin sayende. Sana nasil tesekkür etsem?
- Tesekküre gerek yok hayatim. Annen seni her öptügünde ben gerekli mutlulugu duymaktayim zaten…

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments 2 Yorum »

 İş veren: Neden alüminyum boru ve kontraplak sektörü? Sizi bu sektöre çeken nedir?
 Aday: Alüminyum kontraplaklar küçüklüğümden beri benim hayatimin anlamıdır çünkü. Hayatimi kontraplaklar arasında geçirmek, burada sabahlamak, kontraplaklarla gülmek ağlamak ve bu isi yaparken ölmek istiyorum !!
 İş veren: (!! vay be…. ! ?? ! )

    

- Hayattan beklentilerin nedir?
- Ne o, yoksa beklentilerimi sağlamaya mi çalısçaksınız, gözlerim yaşardı be. Asgari ücretle adam arıyosunuz bi de dalga geçer gibi hayattan beklentiniz var mi diye soruyosunuz. hayattan beklentisi olan adam asgari ücretli işe başvurur mu canim benim. Hem sen ne öle  executive pozlarina girmişin, sanırsın ki beyfendi sabancı holdinge management trainee alıyor. 12 senelik remayözcüyüm ben, son ütüden, overloktan da anlarım.
-Stresli ortamlarda çalışabilir misiniz ?
-Sizin göreviniz ne bu firmada ?
-Ee insan kaynakları müdürü ve koordinatörüm.
-O zaman stressiz ortamlar yaratmak sizin işiniz. Siz işinizi ne kadar iyi yaparsanız ben de o kadar iyi yaparım.                                                                                                                          -Hımm biz sizi ararız.
 
 
Banka personel genel müdür yardımcısı mulakata alır;

gmy - Çocuk yapmayı düşünüyor musunuz, malum bayansınız.
mm – Hayır düşünmüyorum
gmy - Malum bayansınız, istersiniz bir ara?
mm - Eşimle şimdilik düşünmüyoruz beyefendi.
gmy - Olur mu, hayatin neşe kaynağı onlar.. bakin bende üç tane var. Siz de ileride istersiniz. Malum bayansınız.
mm - Oldu olacak sevişelim, üreyelim, bitsin bu mulakat isterseniz
- Sana ne kadar güvenebiliriz?
- Ne kadar para vereceksiniz?
 
 
- Daha önceki işinizden neden ayrıldınız?
- Canım sıkıldı ben en fazla 1 yıl çalışabilirim ayni yerde.. Allah Allah… Hesap mı vericez ya. Götürecek erkek kalmadı da ondan ayrıldım.
İş Veren: Şu aralar en çok hangi şarkıları dinliyorsunuz?
Aday: Niye söyletecek misiniz?
Hep beraber: zuhahahahah    

-En beğendiğiniz ve beğenmediğiniz üç özelliğinizi bizimle paylaşır mısınız?

-Yani olay bu mudur bununla mı kişiliğimi test edeceksiniz ?
-Bu da olayın bir parçası
-Neden hep aynı sorular soruluyor ben de size bunu soruyorum

-Burada soruları ben sorarım
-Bi git ya
 
 
- Okulunuz gayet iyi, fakat ortalamanız niye 2.5??
- Ben hayatımı derslere adamadım. Sosyal aktivitelerde de bulundum. Spor yaptım,tartışma gruplarına katildim, tiyatro ile uğraştım.
- Sürttüm diyosun yani.
- Evet sürttüm..

   
İş Veren: Pekii şirketimize neler katabilirsiniz?..
Aday: Neşe katarım !..

   
- Bana biraz kendinizden bahseder misiniz?
- Muhafazakarım (neden bilmiyorum ama böyle diyeceğim tuttu işte)
- Nasıl yani? (göz süzerekten) bir erkekle akşam yemeğine çıkarım ama elini tutmam gibi mi?
- Hayır. Bir erkekle her şeyi yapabilirim, (kaşları çatarak) ama her erkekle olmaz.
- Anlıyorum

     
- CV’nize baktığımızda bizim aradığımız özelliklerin hiçbirini
taşımadığınızı görüyorum, neden bu görev için başvurdunuz ?
- Şansımı denemek istedim.
- Peki.. bize soracağınız bir soru var mı?
- Evet. Madem cv’mden uygun olmadığım anlaşılıyordu, neden beni çağırarak hem benim vaktimi harcadınız hem kendinizinkini ?
- eeeoooo….

     
-Peki neden bizim şirketimiz? Hayatla ilgili genel görüşleriniz ne, grup çalışmasına uygun musunuz ?

-Bi sus.
-Ama
-Sus, kişisel gelişim kitaplarından üç tane şey okumuşsun, Heinz Kohut kimdir bilmezsin ama. Salak matematik formülleri ile çözülmez insan. Her insan aynı tepkiyi vermez. formüllerdeki x bilinmeyen ama insanlar farklı ulan harflerden.
-eee biz sizi
-Ararsınız anasını satiim daha çok ararsiniz.

     
- En beğendiğiniz ve en beğenmediğiniz üç özelliğinizi söyler misiniz?
- Haydaa.. vallaa isterseniz birkaç arkadaşımın telefonunu vereyim, onları arayıp öğrenin. simdi ben ne desem olmaz, o açıdan
- Nasıl yani??
- Söylesem inanır mısınız?? Ayrıca en beğenmediğim özelliklerimin farkında olsam, onları düzeltmek için çalışırım. Size de söylemem, kek miyim ben?
- …
- Ama bir tanesi var düzelmiyor. Kindarımdır. Kin tutarım. Fil gibiyimdir, unutmam. (hele böyle anlamsız salak saçma sorular soranları hiç! bu arada, evet, kek’im!)
    
- Sayın x , cv’nizden anladığım kadarı ile bi kaç senede bir iş  değiştiriyorsunuz.Sebebi nedir acaba ?
- Parası çok geldi ayrıca rahat bana batar. Bi de sizin gibi mükemmel bir müdür arayışı içindeyim yıllardır.
-Bu durumda sizinle iyi anlaşacağımızı sanıyorum. Ne is olsa yalarım efendim.
-Farkettim.

   
İş Verecek: ” Peki size neden güvenelim bu işi yapabileceğinize dair”
İş Alacak: “!?! siz şu konumda kimseye güvenemezsiniz, deneyip-göreceksiniz”

   
Patron : Kız arkadaşın var mı?
Aday : Yakın zamanda ayrıldım, ama olmasını istiyorsanız bir tane bulurum.
 

İş Veren: E peki neden seni alalım? Bu kadar başvuru yapan var.
İş Alan: ….
İş Veren: Hayrola? Sessizleştin, durgunlaştın.
İş Alan: Ya hazırlıklıım bu soruya esasında da deplasmandayım ya; saha avantajım yok. Heyecanlandım bir anda…      

    
 
- Çalışma arkadaşlarınızda aradığınız özellikler nelerdir?
- Adam olsunlar önce.  
 

- Kendinizde en sevmediğiniz özelliğiniz nedir?
- İş görüşmelerindeki amaçsız formalite sorularını sormakta ısrar eden kişilere karşı ters hareketlerde bulunmam.
- Anlıyorum…
- Pek sanmıyorum. göstermem gerekiyor.
- Biz sizi arardık?
- Konuşabilirseniz belki!

     
- Şu andaki işyerinizden niçin ayrılmak istiyorsunuz?
- Profesyonellikten uzaklar, ayrıca sundukları imkanlar da tatmin edici değil. Üstelik de kendi kariyer planlamam çerçevesinde pek umut vermeyen bir şirket.
- Anlayamadım??
-Kanımızı sömürüyolar, üç kuruş bile para vermiyolar, ne yemek ve yol parası var. Üstüne üstlük pezevenk bir yönetici ile çalışıyorum.
- Biz sizi ararız

     
-5 sene sonra kendinizi nerede görmek istersiniz?
-Senin şu an oturduğun yerde
-…

   
- Vardiyali çalışabilir misiniz?
- Evet, ama sadece gündüz vardiyasinda çalışmak istiyorum.

     

     İş Veren temsilcisi: Sizi neden bizim şirkete alalım?

     Köle Adayı: Bu sorunun iki cevabi var, birincisi beni işe almazsanız ilerde rakip şirketinizde bombayı patlattığımda “tüh ulen, bu herif bize başvurmuştu da, o zaman onun yerine su hödüğü tercih etmiştim, hay kafamı” dememek için, ikincisi, beni ise alırsanız ileride patronlarınıza “bunu var ya bunu, bunu ben keşfettim, bugünleri taa o zamandan gördüm ben” demek için.

 İş Veren temsilcisi: Çık adisiniz, personel müdürlüğüne gidin, gerekli evrakları öğrenin.

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments 3 Yorum »

İronik bir hikaye bizimkisi. Belki de yanlış yer ve zaman… Martıların çığlıkları arasında bir sessizlik belki bilmiyorum… Hoş olmayan bir sessizlik… Büyülü bir yanı var belki içinde bulunduğum bu durumun… Yorucu bir yaşam koşuşturması yada olması gerektiği gibi olan bir felsefe… Korkuyorum bazen sensizlik hissinden… Hayatımı yalnız yaşamaktan korkuyorum işte… Bazen sana akmak geliyor içimden; tam tüm eşyalarımı hazırlayıp sana doğru adım atmaya kalktığımda içimde büyüyen korku bedenimi olduğu yere kilitleyip bırakıyor… Bunun nedeni kim bilir belki o vazgeçilmez büyünün kaybolmasında korkmam; belki de senden korkmam… Üzülmenden, kırılmandan yaşamdan yılmandan korkmam… Dünyaya sevmeye geldim ben; yaşadığımı hissedemiyorum aksi halde… Tırnaklarım acıyor artık bu dünyada bir şeyleri tırmalamaktan… Gücüm kalmıyor yaşamak için. Bazen bir köşeye yığılıp kalmak geliyor içimden; yığılıp kalıp bir köşede her şeyden, herkesten uzak can vermek geliyor içimden… Bazen maruz kaldığım durumu kaldıramıyorum. Ansız, yersiz, istemsiz tepkilerle çıkageliyor hepsi içimden. 

Kapımın çalınacağı günü bekliyorum hep. Tüm ruhumun, yüreğimin, benliğimin kapılarını çalıp içeri gireceğin günü bekliyorum… Apansız olmalı; kapı çalınmalı ve karşımda seni bulmalıyım. O anda donup kalmakla havalara uçma arasında bir bocalama yaşamaksızın sarmalıyım seni. Saatlerce kalmalıyım ayakta öylece. Sonra birkaç sevgi mırıltısı, kalp ağrısından kurtuluş ve dünyaya yeniden geliş. Koşuşturan saniyelerin arasında onları hiçe sayarcasına bir yaşam, görülmemişçesine… Küçük bir çocuğun yaşadığı sevinci tatmak ellerinde hissettiğim sıcaklıkla… Her şeye değerdi; dünyalara değerdi emin ol… Sabah tan ağardığında bedeninin cansız olması için tanrıya kaç kez dua ettin sen? Tanrım yarına uyanmak istemiyorum, yarını görmek istemiyorum, bak işte uyuyorum ve bir daha güneşi görmek istemiyorum diye kaç kez yalvardın tanrıya? Ben bunu o kadar çok yaptım ki.  

Anlamsız geliyor bana bazen koşuşturmalar, insanlar… Bazen anlamlı olan tek şey olduğunu düşünüyorum hayatımda… Aşka aşığım diyorum kendim için… Aşka aşığım ama o bana değil sanki… Aşkın elleri var mıdır sence? Minik güzel elleri var mıdır? Dokunuşuyla bir hayatı hayata çevirdiğine göre çok güzel elleri olmalı diye düşünüyorum bazen. Bazen de ellerinin çok çirkin olduğunu düşünüyorum; hayatları berbat edebildiğine göre elleri çok çirkin olmalı; tıpkı benim hayatımda olduğu gibi. Yoksa bir eli güzel diğer eli çirkin mi? Çünkü en güzeli yapan da en yaşanmayası durumlara sokan da o… Güzellikler ve çirkinliklerin hayatımda bu kadar birbirine yakın olması rahtsızlık veriyor bana sanki. Sanki ben koşarken hayatıma set çekiyorlar gibi geliyor. Yol ayrımları bıktırıyor, bitkin düşürüyor kimi zaman. Seçimler zorlaşıyor. Yanlış tercihler canımı yakıyor vs. Umutların tükendiği yerde belirmen hoşuma gidiyor belki de en çok. Umudumun tükendiğini hissettiğim anda adını haykırışım bedenime güç veriyor. Ayağa kalkmam için hatta koşmak için hazır hissediyorum kendimi. Koşarken bana olan uzaklığını hissettiğim anda tökezleyip yerle bir oluyorum ansızın. Ne yapmalıyım? En iyisi ellerimi ve ayaklarımı bağlayıp bir köşeye oturmak sanırım. Koşmak da istemiyor artık bu beden… Bir köşeye kıvrılıp öylece bomboş gözlerle bakmak dünyaya… Göz kapaklarım ağırlaşıyor; artık gözlerim görmek istemiyor. Nefesim daralıyor ve isyankarca yol alıyor ciğerlerime… Sigaram yanarken adını fısıldıyor bana; dumanı yüzünün siluetini çiziyor gökyüzüne doğru ilerlerken… İsyandan sıkıldım artık. Yerli yersiz isyanlarımın dozunu artık ayarlayamıyorum. Yanlışlıklar birbirini kovalıyor. Saçma kararlarla saçma işler yapıyorum. Bedenim benliğime; ruhum zihnime, bedenime küs ne kadar yaşayabilirim…  

 

ALINTI

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments Yorum Yok »

Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş seklidir…
 Şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel, hatta mükemmel olurdu.
 Nasıl mı?
 Cami’de uyanıyorsunuz.
 Bir tahta sandık içerisinde, herkes karşınızda saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun, ve ağırbaşlı olarak.
 Herkes etrafınızda, büyük bir itibar, iltifatl ar, çocuklar torunlar hepsi hazır.
 Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.
 Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz.
 Ne güzel, hazır maaş, hazır ev…
 Altmışlı yaslara kadar garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz.
 Sağlığınız gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.
 Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve ise ilk başladığınız gün size hoş geldin  hediyesi olarak bir plaket ve altın kol saati veriyor patronunuz.. ve  genel müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak ise başlıyorsunuz.
 Herkes karsınızda el pençe divan…
 Vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler de başlıyor.
 Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz.
 Diğer hormonal aktiviteler artıyor, fevkalade…..aman ne güzel günler başlıyor… derken bir gün patron size artık üniversiteye gitsen daha iyi  olur diyor.
 Bu arada babanız ortaya çıkmış, “fazla çalıştın” diyor “artık eve dön, işi  bırak, okumaya basla, harçlığın benden olsun…”
 Keyfe bakar mısınız?
 Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor. Ekmek elden, su gölden bir dönem başlıyor.
 Partiler, diskotekler, kızların sayısı artıyor.
 Derken anne ve babanız sizi götürüp getirmeye başlıyor, araba kullanma derdi de yok artık….
 Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, “evde otur, keyfine bak,
 oyuncaklarınla oyna” diyorlar.
 Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı bile temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz.
 Derken anneniz bir gün size süt verme kararını alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor.
 Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde hazır.
 Bir gün karanlık ılık ve sıcak bir ortama giriyorsunuz.  Beslenmek için ağzınızı açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor, sıcacık, yumuşacık, gürültü ve patırtısız bir ortamda yaşıyorsunuz.
 Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir hücre halini alıyorsunuz.
 Veeeeee….
 En güzeli deeee……
 Günün birinde müthiş keyifli bir geceyle hayatiniz bitiyor…

Can Yücel

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments 2 Yorum »

Hayat geçiyordu ellerimin arasından. Ben bir evin köşesinde yalnızlığımla başbaşaydım. Yaşanmamış zamanlarım, yaşanmamış öykülerim vardı. Mevsimler hep kayıptı. Sahipsiz gecelerin yorgunuydum ben. Bana eşlik eden duvardaki gölgelerdi, onlar da sadece hayaldi. İçimde gizli kalmış sevinçleri, açığa çıkmamış heyecanları, bir türlü hayata geçirilememiş mutluluk formüllerini taşıyordum. Aşk kapıdan bile uğramıyordu, ya da ben onu görmüyordum. Mavi bile çoktan terk edip gitmişti beni. Oysa ben, sevdiğim her şeyde maviyi aradım. Gözünün rengi ne olursa olsun eğer aşk varsa ben görürdüm o mavi parıltıyı. Aşkın rengi maviydi çünkü. Ve bana tek kelimeyle aşkı anlat deseler “mavi” derdim. Bir somun ekmekse umut ben onu çoktan yiyip bitirmiştim de, yerdeki kırıntılarını topluyordum artık. Yerimden kalkasım bile gelmiyor. Ne çocuk sesleri, ne filmler, ne kitaplar… Hiçbiri umurumda değil. Hani yemeyerek yaşamanın yolunu bilsem, yemek de yemeyeceğim. Şarkı dinlemeyi de çoktan bıraktım. Şarkılar içimi acıtıyor. Şarkı “batıyor ama acıtmıyor senin sevdan” diyor, ben tam tersine o acıyı yüreğimin en derin yerlerinde hissediyorum. Uzun sessizliklerin insanı oldum. Kendimle konuşmaya bile korkuyorum. Ağzımdan çıkacak sözcüklerin nelerolabileceğini biliyorum da ondan. Bu yüzden konuşmamayı tercih ediyorum. Hiç böyle olmazdım ben. Yaşama böylesine yılgın, böylesine soğuk, böylesine uzaktan bakmazdım. En soğuk kışta bile kimsenin görmediği güneşler ısıtırdı beni. Karda çiçekler açtırırdım. Çünkü sen vardın. Sen aşktın, sen maviydin, sen güneştin, sen rengarenk çiçektin, sen yüreğimdeki ateştin. Sen gülüşlerimin adı, sen umutlarımın kaynağı, sen hayatımın anlamıydın. Hayır, hayır, sen hayattın. Ve bir gün gittin… gitmek istiyordun, gittin. Gidişine izin verdim –ki gidene kal demedim hiçbir zaman– gittin. Oysa ne çok sevmiştim seni, ne çok… Senin verdiğin hüzün böyle bir şeymiş demek ki, öğreniyorum. Acı veriyor, zor oluyor ama öğreniyorum. Yüreğimdeki yaşam ateşi söndü! Yerinde bir buzdağı var artık, baharsa bana çok uzak…

 

Alıntı

Etiketler:

Comments 3 Yorum »

Ağlardım, kimse görmezdi. Gözyaşlarım içime akardı. Seni özlemek bir fırtınayı andırırdı. Fırtınalar içimdeki sevda ağaçlarını kökünden kopartırcasına sallardı. Her seferinde bir yolunu bulup ağaçlarımı kurtarırdım. Bu yüzden benim sevdam yıkılmazdı. Aşkın yarını yoktu ama bizim beklediğimiz hep yarındı. Bugün hiç yaşanmadı. Bu ne sana ne de bana uyardı ama çaresizlik elimizi kolumuzu bağlardı. Hayata isyan ederdim, isyan tek arkadaşımdı. Bu sevdayı yaşamak, ayakta tutmak kolay değildi, yorardı. Yine de şikayet etmezdim çünkü senin için her şey göze alınırdı. Hain değildim ben, seni aldatmadım. Beynim de yüreğim de seninleyken bir başkası bana sadece yabancıydı. Ben yabancılara teslim etmedim kendimi, kimse de beni teslim alamadı. Mükemmel değildim ben, hatalarım vardı. Ama hatalarımı fark edip düzeltmeyi bilirdim. Yaptığım en ufak hata seni biraz incitse beni yıkardı. Şimdi ‘gittim’ diyorsun öyle mi? Hiç kalmadın ki benimle gidesin… Benimle kalan hep yalnızlıktı. Olmayışının hiçbir önemi yok. Bir tarafında hep sen olsan da benim aşkım bağımsızdı. Hayatta hep tatlı anlar yoktur ya, nasıl yaşadıysam seni, acıyı da yaşamayı bilirim ben…

Alıntı

Etiketler: , , ,

Comments Yorum Yok »

Elini uzatıp dokunacağın sevgili hani nerede?
Birden bir bakıyorsun bütün herkes senin üzerine gelmeye başlamış. Hiçbir neden olmadan yargılanıyorsun. Neden? Nedenini bilmeden.
Yolda yürürken, otobüs beklerken insanların gözlerinin hep sende olduğunu düşünüyorsun. Yalnızlığın bir daha vuruyor seni. Yıkılıyorsun.
Bir bebeğin ağlamasında belki sevda, bir annenin şefkatinde… Bir babanın seni karşısına alıp konuşmasında. Ama sen bunları yaşamadıysan neye yarar. Hepsi boş gelir bir anda insana…
Geceleri çığlık çığlığa uyanırsın, kan ter içinde. Yanında kimseyi bulamazsın. Bir daha yıkılırsın.
Hiç ummadığın anda bir telefon alırsın. Ve yine yıkılırsın. Çok uzun süredir beklediğin bir telefondur aslında. Ama karşıdaki ses sana beklediklerini söylemez… Sadece –bitti ya da –ben gidiyorum diye bir ses duyarsın. Gerisi yalandır artık. Gerisi yalan… Bir daha Yıkılırsın.
Nerde el ele dolaşan birilerini görsen dolar gözlerin… Ağlamaklı olursun ve de hep kaçarsın insanlardan. Sonra bir bakmışsın aynadaki sen aslında sen değilsin. Değişmişsindir. Görünüşün, tavrın, konuşman. Sen bile kendini tanıyamayacak duruma gelmişsindir. Aslında olmak istediğin ya da göstermek istediğin bu değildir. Ama dedik ya kimse anlamaz. Yine yıkılırsın.
Eğer erkeksen sorun yoktur çevrendekiler için. Ya erkek adama bişi olmaz derler. Bilmezler ki içinde kopan fırtınaları, aldığın yaraları. Ayakta durmak zorundasındır. Güçlü kalmak.
Ya bir bayansan. O zaman değişen ne olur. Çok basit. Gözyaşların sahte olur, ayakta durmaya çalıştığını belki de çok farklı yönlerle göstermek zorunda kalırsın. Yoksa çevrendeki insanların seni kötü gözle görmelerinden çekinirsin. O zaman güçlü olamayacağını düşünürsün. Ayağın takılır her defasında tökezlersin. Hâlbuki böyle olmak zorunda mıdır? Hiçbir çıkar yolu yok mudur duygularını doğru düzgün anlatmanın. Vardır mutlaka ama bilmezsin.
Adam gibi adam, kadın gibi kadın olamaz mısın? Anlatamaz mısın kendini?
Ağlayan bir bebeğin gülüşündedir sevda. Kimse bilmez. Annenin sana sarılışındadır şefkat, her defasında affetmesindedir. Babanın sahiplenmesidir erkek… Ama sahiplenen nerde?
Yüreğin bir enkaz yığınıdır artık. Dönüşü olmayan yoldur gittiğin. Kaybedecek neyin kalmıştır ki… Hiçbir şey. Yada sen öyle düşünürsün. Seni hep o yöne sürüklemişlerdir. Depremler olmuştur beyninde, gözyaşların içine akmıştır. Yüzün gülerken için kan ağlamıştır.
Palyaço hikâyesi gibi. İçin ağlarken yüzüne bir maske yapıp insanları güldürmek zorundasın. Anlamazlar. Anlayanlarda çok fazla yanında durmazlar.
Sevgiyi tatmadan sevgi üzerine konuşanlar, sevgiden aciz insanlardır. Sevgi tatmış olupta acı çeken ve de uslanmayan insanlar acıya doymamışlardır. İlle de sevgi diyenler ve de her defasında yanılanlar, ona rağmen vazgeçemeyenler ise işte onlar enkaz yığınlarıdır.
Gerçekten sevdiğine inandığın biri varsa bırakma diyorlar. Nereye bırakmıyorsun. Sen istemesen de o seni bir gün mutlaka bırakıyor.
Sevmesen o zamanda bir süreden sonra yalnızlık canına tak ediyor.
Bu durumda en güzel söz: “iki ucu boklu değnek”
Yani her halükarda yıkılıyorsun arkadaş. “Sensiz hiç olunmuyor seninle de yaşanmıyor.” Nerde el ele bir çift görsem dolar gözlerim ağlamaklı olurum. Kimse bilmez içimdeki fırtınayı ve de kimse bilmez yaşadıklarımı… Geceleri yastığa dökülen gözyaşlarımın gündüzleri kahkahaya dönüştüğünü anlamaz kimse.
Ama bütün bunlara rağmen bir yerlerde birileri aynı hayatı yaşıyor paylaşıyor benimle.
Bilmediğim yerdeki bilinmeyene…
Sevgilerle…

Alıntı

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments 2 Yorum »

Dinlemek İçin Tıklayınız!

//

Kenar süsü oldum hayatında
Yani olmasam da olurdu..
Kaza süsü de verirdin vefatıma,
Yokluğum boşluk yaratmazdı..
Seni aramamam, sormamam, bakmadan uzaklaşmam eminim çok hora geçti
Hurdaya çıktı içim fark ettin mi hiçe döndüm
Çürüye çürüye tükendim
Rezil ettim kendimi
Dağıttım
İçtim
Düştüm
Ona buna ağladım
İçimden döküldün
Gülmeyi unuttum
Kendimi dinlemekten
Hastalık hastası oldum senin yüzünden…

Etiketler: ,

Comments 19 Yorum »

who's online

Clicky

XML-Sitemap