Yazar Arşivi

Bir varmış, bir yokmuş…Bir vakitler, herkeslerin türlü savaşlardan sonra terk ettiği bir viran şehrin yanında, bir dağ varmış…Bahar geldiğinde,eteklerine dağılmış binlerce kocayemiş,ıhlamur,amber ve mersin ağaçlarından yayılan baş döndürücü koku, tüm şehri tütsülermiş…Bu yüzden halk,Buhur dağı ismini vermiş ona eskiden…

 

Dağ onca ağacına,çiçeğine,suyuna,taşına rağmen çok yalnızmış…Gün geceye durduğunda,gökyüzüne bakar, gördüğü her yıldıza bir türkü söylermiş…Efkarından pınarları ağlar,toprağı sızım sızım sızlarmış…İstermiş ki rüyaları gerçek olsun,gönlüne göre bir yareni olsun,koynunda uyuyup koynunda uyansın, dağ daha bir dağ olsun, sevda daha bir sevda olsun.

 

Yine öyle gecelerden bir gece, kaldırmış başını göğe, haykırıyormuş türküsünü ki; birden, bir hışırtı duymuş…Bakmış ki güzeller güzeli kınalı bir ceylan durur karşısında…Durur da öylece sürer nazlı gözlerini ona doğru…Buhur Dağı’nın kalbine kor ateşler düşmüş,heyecanla sarsılmış gövdesi…Dile gelmiş de seslenmiş bir bakışta vurulduğu Kınalı Ceylan’a…

 

‘’İşte nicedir beklediğim, nicedir düşlediğim yarim geldi, umudum, ışığım , sevincim geldi , hoş geldi…Yaklaş maralım, daha da yaklaş ki yakından göreyim güzelliğini.’’

 

Ceylan ürkek, ceylan telaşlı, ardına bile bakmadan, seke seke gözden kaybolmuş sessizce…Sinmiş uzaktaki bir ağacın gölgesine, derdini dillendirmiş kendince:

 

‘’Sesini duydum uzak diyarlardan , yaktığın türkülerde anlattığın bendim koca dağ,Buhur Dağı!…Sesine sevdalandım da sevdim seni.Ne var ki ben bir yaralı ceylan,sana ne hayrım olur ki ,sana verecek neyim var ki.Geldim,gördüm,bildim seni…Fakat benim daha gidecek yolum ,çekecek çilem var.’’

 

Rüzgarlar Kınalı Ceylan’ın sedasını taşıdığında Buhur Dağı’na, kara bulutlar çökmüş zirvesine…Dağ öfkeli,dağ kırgın,adeta kükrer gibi söylemiş meramını:

 

‘’Duydum seni kınalım ,duydum da duymasına ,hem kendini gösterir hem de neden kaçarsın? Her gece seni söyledim ezgilerimde,seni yazdım gökyüzüne.Uçan kuşun kanadında ,çağlayan nehirlerin nefesinde ,tan yerinde şavkıyan seherlerde ,yağmurların buğusunda aradım izini. Önce bana görün,sonra bırak git diye mi?Hemen şimdi dönesin bana geri, ya da ilelebet kanasın yaran; öyle ki kımıldayamayasın çöküp kaldığın yerden!’’

 

Ceylanın küçücük yüreği burkulmuş acıyla…Korka korka dağın hışmından , seslenmiş ona titreyen sesiyle:

 

‘’Nedir bu hiddetin , feryadın? Nedir bu halden sual etmez gazabın?…’Zaman’ dedikleri bir ilaç varmış , ben daha yollara düşüp onu bulacağım,yaramı onunla sarıp bekleyeceğim iyileşmeyi…Sende kalırsam şu halimle; sana acıdan ,tasadan başka bir şey veremem.Sen bir yüce dağsın ,sabır taşlarıyla döşeli bayırların…Beni sen de anlamazsan kimler anlasın?’’

 

Dağ küsmüş, ceylan boynu bükük; vurmuş kendini yollara…Bağrında Buhur Dağı’nın hasreti, vuslata ömrü yetsin diye dualar ederek Yaradan’ına, gözden kaybolup, gitmiş uzaklara…Buhur Dağı fısıldamış ardından:

 

‘’Bekleyeceğim seni maralım, taşım üstünde taş kalmayıncaya, toprağımda tek bir ot bitmeyinceye değin…’’

Ay güneşi, güneş ayı kovalamış durmuş, mevsimler mevsimlere, yıllar yıllara kavuşmuş…Diyar diyar gezmiş ceylan, deva bildiği mahir zaman iyileştirirken yarasını, Buhur Dağı’nın içli sesi, gönlünün mabedinden bir an olsun silinmemiş…Kızıl kınalı başını semaya kaldırıp da sevdasının ve sevdalısının sırrına erdiği yalnız gecelerinde, yarinin kendisine adadığı türkülerinin giziymiş…

 

(Masalcı tam da öyle bir anda, sesini verivermiş masala…)  

 

‘’Gecedir; ayrı düşmüş sevgililerin elzemi hasretleri göğsünde emziren…Gecedir; tek yürekte iki taşkın nehir gibi çoşan, ikiyi bir kılan, biri ikiye bölen sevdaların beşiği…Ömür denilen ise ahu gözlü ceylanın kirpiğinde kanat çırpması kadar bir kelebeğin…Ceylan fani, dağ fani…Geldi vakti saati…Düştü ceylan sevdasının, sevdalısının yollarına…’’

 

Günler birbiri ardına inci gibi dizilirken, hiç durmadan koşmuş ceylan…Ayaklarında dermanı kalmamış, acıkmış, susamış…Bir an olsun durmamış, Buhur Dağı’nın billur ırmaklarının suyuymuş susadığı, Buhur Dağı’nın kaynağıyla besleyip büyüttüğü ağaçların yemişleriymiş acıktığı…Derman, Buhur Dağı’nın koynundaymış.

 

Birbirlerini gördükleri ilk andaki kadar ışıltılı ve sakin bir gece, Kınalı Ceylan varmış yarinin eteklerine…Nice soğuk iklimlerden sıcak iklimlere değin yolunu gözlediği ceylanını, gelişinden bilmiş Buhur Dağı..Seslenmiş usulca:

 

‘’Ey kınalım, ey güzeller güzeli ceylanım, döndün demek sonunda bana…İyileşti mi yaran? Buldun mu çareni; bir su damlası gibi akıp gittiğin, bir kum tanesi gibi savrulduğun yollarda? Senin gönlümü kasıp kavuran hasretin, ehramı oldu ağaçlarımın, çiçeklerimin; tohumlar bile çatlayamadan küle döndü toprağımda…Vardın geldin ama; şimdi benim sana verecek neyim var; susuzluğunu gidereceğin bir pınarım bile yok ki; kuruyup sabır taşlarımda biten otlarla kanmazsın ki açlığına.’’

 

Ceylan bitkin; tırmanırken dağın yamacına, devrilivermiş bedeni kurumuş dalların arasına, küçücük kınalı başını vurmuş kocaman bir taşa…Son mecaliyle konuşmaya çalışırken, şu kelimeler dökülmüş dilinden:

 

‘’Sar beni Buhur Dağı’m…Sar beni yazgım olan; canım tenimden çıkmadan beni sana kavuşturan sevdan ile…Toprağından kanıma aksın ölüm, kanımdan toprağına aksın dirim, hasretinle yaktığın çiçeğin, ağacın, kanımla hayat bulsun yeniden.Ben sana karışayım, sende son bulup, sende doğayım…Bak şu kızıl yıldız var ya; işte o benim yıldızımdır. Ona söyleyerek şimdi en güzel türkünü, kollarında uyut beni güzel sesinle…’’

 

Ve canını teslim etmiş ceylan oracıkta, nazlı gözleri kapanırken düşen iki damla yaş; yuvarlanıp dağın iki yanına, iki ayrı ırmağa dönüşürken…

 

Buhur Dağı, tüm acılardan da büyük bir acıyla öyle sarsılmış, öyle inlemiş ki, gökyüzü yırtılmış sesinden, şimşekler çakmış, simsiyah bir yıldırım düşmüş zirvesine; ikiye bölmüş koca dağı…

 

O geceden sonra mevsim ne vakit bahara dönse, Buhur Dağı’nın ikiye ayrıldığı, Kınalı Ceylan’ın gözyaşlarından oluşan iki ırmağın kavuştuğu yerde kızıl bir gonca gül bitermiş.Açıp da yaprağını, kokusunu yele verdiğinde yıldızlı gecelerde; kimsenin duymadığı, kimselerin bilmediği bir türkü yankılanırmış o vadinin en kuytu yerinde…

 

ALINTI

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments Yorum Yok »

Tabur´a yeni bir komutan gelmiş ve askerleri toplayarak bir konuşma yapacağını belirtmiş. Bütün askerler toplanmışlar ve komutan baslamış konuşmaya:
- Bugün tanışmak için sizleri buraya topladım. Benim adım Ahmet, soyadım Kırç. Tekrar ediyorum, Kırç. Arada R var. Sakın ola diliniz sürçmesin çok fena yaparım. Herkes iyice ezberlesin hata istemem. Askerler dağılmışlar ve herkes ‘Arada R var, arada R var’ diye içinden ezbere koyulmuş. Komutan ise bu konuda ne kadar hassas olduğunu göstermek için sağda solda gördüğü askere soruyormuş:
- Sen
Emredin komutanım!
- Soyadım ne benim?!
- Kırç komutanım.
Aferin! İşinin başına! Komutan böyle böyle hergün bir kaç kere soyadını soruyor ancak kimse şaşırmıyormuş. Laz ise bu konuda çok sancılıymış.
Ya birgün piyango kendisine çıkarsa ve şaşırırsa diye daralıp dururmuş. Nihayet birgün tören esnasında komutan aniden arkasına dönmüş ve Laz’ı işaret ederek
- Sen! Soyadım ne benim ?!
Laz heyecandan konuşamıyor, nutku tutulmuş. Yaprak gibi sallanmaya başlamış.
Komutan gayet sinirli
- Sana söylüyorum, cevap ver, asabımı bozma!
Hemen arkasındaki arkadaşı bakmış Laz’in başı belaya girecek hemen fısıldamış
- Arada R var, arada R var… Bunun üzerine Laz cevap vermiş:
- Gört !!! 

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments 2 Yorum »

ARTIK ÜMIDIM YOK, HAYAT YENIK DÜSTÜM SANA
KAPANMAZ YARAM TAMIRI YOK,
KADER ELINI UZAT BANA,
BIR SANS DAHA VER BANA,
BITMEYECEK SANDIM BITER MI SENCE
ATSAM OLMAZ SATSAM OLMAZ BIR SEY SÖYLE
GELMEYECEK SANDIM GELIR MI SENCE
GITSEM MI BEKLESEM MI BIR SEY SÖYLE
KADER BANA BIR SEY SÖYLE
YERIM YURDUM BELLI DEGIL,
NERDE AKSAM ORDA SABAH,
DÜSMÜSÜM DERIN TUZAKLARA,
KADER ELINI UZAT BANA
BIR SANS DAHA VER BANA
BITMEYECEK SANDIM BITER MI SENCE
ATSAM OLMAZ SATSAM OLMAZ BIR SEY SÖYLE
GELMEYECEK SANDIM GELIR MI SENCE
GITSEM MI BEKLESEM MI BIR SEY SÖYLE
KADER BANA BIR SEY SÖYLE

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments Yorum Yok »

Pırıl pırıl ütülü giysili, misler gibi parfüm kokulu,
saçları taralı, dişleri fırçalanmış
adamı/kadını sevmek kolaydır.
Aslında aşk, aynı insanı,
sabahın körü uykudan uyandırdığındaki en sinirli hali ile de kabul edebilmek,aynı tuvaleti bir dakika arayla kullanabilmek, diz yapmış pijamalarla kanepede yastıklara sarılıp sızmışken bileşefkatle okşayabilmektir.
Buna katlanamayanlar zaten aşık değillerdir.
Bu durumda
evlilik hoşlandığın insana karşı olan
duygularını öldürüyor diyebiliriz.
Zira aşıksan,aynı havayı solumak bile zevk verir.Hep beraber olmak istersin.Banyodan gelen su sesi bile onun evde olduğunun işaretidir ve huzur verir. Ütülediğin gömleğinona ne kadar çok yakışacağını düşünürsün, pişirdiğin yemeği ne çok seveceğini,o bin tane ayakkabısı dururken
binbirinciyi almaktan mutlu olacak diye,
istediğin gömlekten vazgeçersin.Zamanla, almaktan çok bir şeyler vermekten mutlu olduğunu keşfedersin.
Eğer evlilikte ikinize yemek pişirecek, dolabı düzenleyip ütüyü yapacak bir anne olacak sanılıyorsa,
o kadının saçlarının hiç yağlanmadığı ve adamın geceleri terlemediği düşünülüyorsa, asla kavga edilmeyecek ve
lavabo tamir edilirken
dahi gülüşüp öpüşülecek zannediliyorsa ,zaten beklenti bir evlilik değil,bir amerikan filmini yaşamaktır.Bu hayallerle yola çıkıldığında, damat ilk gece gelinin saçlarından onbin firkete sökmeye çalıştığında,gelin ise damat firketeleri çıkaramayıp
-s…m böyle kuaförü- diye söylendiğinde zaten evlilik sandıkları şey çatırdamaya başlayacaktır.
Evlilik; sadece aşk değildir.
Evlilik; ev arkadaşlığı, kankalık,sırdaşlık, ortak hesaba sahip mudilik, ayrı kökenlerin birleşmesi,başı hatırlanmayan bir akrabalık ilişkisidir.
Aşk bu ilişkide tutkuyu sağlar.Ama zaten tek başına ayakta tutamaz.Hala canınız sıkıldığında onu değil de
annenizi arıyorsanız, yalan olmuştur o evlilik.
Aşk evlilikte gider gelir.

Halıya kola döktüğünde aşk biter, ama o , halıyı temizleyebilirse gene aşık olunur.O aradaki sinir evresini
aşabilenler ellinci yıla kadeh kaldıranlardır.
Tahammül edemeyenler ise ikinci evlilikten sonra artık evliliğin yalan olduğuna inanır.
Zafer, direnenlerin olur….

ALINTI 

 

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments Yorum Yok »

Nietzsche’nin sevgilisi Lou Salome’ye gönderdiği bir mektuptan : 

 

Öyle bir hayat yaşıyorum ki ,
Cenneti de gördüm , cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm ,pes etmeyi de.

Bazıları seyrederken hayati en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki ,
Okudum okudum anlamadım.

Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem güldüm halime,
Sonra dedim ki “söz ver kendine”

Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.

Öyle bir hayat yaşadım ki ,
son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundan, anladım… 

 

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments 4 Yorum »

Bir kadın çocuktur aslında..
Çocuk gibi davranmayı sever.
Erkeğin kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini de ister.
Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak okşamalıdır erkek kadını
Ama her kadın çocukça da olsa dinlenilmesini, dikkate alınmasını ister.
Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz,
ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz.
Bir kadın güçlüdür aslında.
Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür.
Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasını sevmez.
İster ki erkeğin gücü kendisine huzur versin.
Kendi kendine yapabileceği şeyleri bile erkeğin yapmasını bekler.
Böylece hem daha kadın olduğunu hissedecektir hem de
erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir.
Ancak kadın gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz.
Yapmak istediği bir şey varsa mutlaka yapar.

Bir kadın sevgilidir aslında.
İçinde her zaman sevgiyi taşır.
Sevdiklerinden kolay kolay ayrılamaz. Sevdiklerini kolay kolay kıramaz.
Zor sever ama tam sever.
Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için
yüreğinin kabul ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir.
Ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız
Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz.
Ancak beyninde yer etmemişseniz her an terk edilebilirsiniz.
Sevmediği halde terk etmeyen kadınlar da var elbette.
Bunun nedeni ise engelleyemedikleri “acımak” duygusudur.

Bir kadın yalnızdır aslında.
Hiçbir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz.
Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır
O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez.
Hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açamaz.
Yalnızlık onun sığınağıdır
O sığınağa ne zaman gireceğine, ne kadar kalacağına hep kendisi karar
verir.
Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.

Bir kadın bilgindir aslında.
Neler yapabileceğini erkek akli hayal bile edemez.
Yaratıcılığının sınırı yoktur
Ama bunu ortaya çıkartmak için hayatının erkeğini bekler.
Hoyratça harcamaz yaratıcılığını sadece erkeğine saklar.
Bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok şanslısınız
demektir.
Çünkü yaşamınız asla sıradan olmayacaktır.

Bir kadın hayattır aslında.
Çünkü hayatin içinde olan her şey ancak kadınlar olduğunda anlam
kazanıyor.
Yemek yemek, su içmek bile.
Bir kadının elinden içtiğiniz suyla kendi kendinize bardağı doldurup
içtiğiniz su arasındaki lezzet farkını anlayabiliyor musunuz?

Anlıyorsanız ne mutlu size.  Anlamıyorsanız, ne yazık ki yaşamıyorsunuz.

CAN DÜNDAR

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments 1 Yorum »

Temel bir yarışmaya katılıp kazanır ve kendisine bir kitap hediye edilir.Kitabın adı da düz mantıktır.Temel hediyeyi alırken sorar;
-Bu kitapta ne yazıyo?
-Okuyunca öğrenirsin…
-Ben onunla uğraşamam anlat bakiim sen bana?
-Ok bak simdi;senin evinde akvaryum var mı mesela
-Evet var…
-O zaman içinde su da vardır?
-Evet var…
-İçinde su varsa balık da vardır….
-Evet var…
-Balik varsa hayvanları da seviyosundur sen?
-Evet….
-Hayvanları seviyosan insanları da seversin heralde?
-Evet
-O zaman senin sevgilin de vardır?
-Evet var
-Yaşlı görünüyon o zaman senin karın vardır?
-Evet var..
-E karın olduğuna göre de homoseksuel diilsindir?
-Evet…
-Bak gördün mü?…

Temel çok etkilenir! Kitabı alır koltuğunun altına eve doğru giderken
Dursun’u görür… Dursun’a sorar;
-Temel o ne?
-Düz mantık kitabı!
-Nasi bisiy bu anlat bakiim…
-Bak şimdi;
-Sizin evde akvaryum var mı?
-Yook!
-O zaman sen ibnesin…….. 

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments 3 Yorum »

Uyandım bembeyaz bir sabahtı
Son yıllardaki en sert ayazdı
Sıcacıktın taze kahve tadında
Havalandı kalbim kuş kanadında

Oysa umut ne kadar azdı
Gündelikti, anlıktı, birazdı
Okşarken inatçı saçlarını
Hissettiğim kara kışta sarı yazdı

Nihayet, nihayet, nihayet

Diyar diyar gezdim geldim
Safiyeti sezdim geldim
Kendi ateşine yanan pervaneydim
Yalanımdan bezdim geldim
(Yalnızımdan)

Uzandım, örttüm bağrını usulca
Öptüm olgun erik gibi ağzını
Yürekten bir dua kondurdum alnına
Tadını çıkar dedim kalbime

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments 2 Yorum »

Ne yapsan olmuyor gözüm
Terk etmiyor bizi hüzün
Bir macera yaşamak dediğin
Küçük zamanlar harmanı
Sevildiğin, üzüldüğün

Hatırlanmaktan ibaret
Hatıralar nihayet
Tesellisi çok zor sözün

Ne gemiler yaktım
Ne gemiler yaktım
O kadar yandı ki canım
Sonunda karşıdan baktım
Ne göreyim kendime yıldızlardan daha uzaktım

Bu kızı yeniden büyütmeliyim
Kor ateşlerde yürütmeliyim
Değirmenlerde öğütmeliyim
Farkındayım
Farkındayım
Kazanmalı, kaybetmeliyim
Aşk uğruna harp etmeliyim

Kendini seçemiyorsun
Bırakıp kaçamıyorsun
Yazmadığın bir hikayede
Uzun ya da kısa vadede
Az biraz keşfediyorsun

Öteki olabilmeyi
Yerine koyabilmeyi
Geride durabilmeyi öğreniyorsun

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments Yorum Yok »

Hep binbir maske ve binbir duyguda
Hep karmaşa sen ve senden başka
Bir insana dönüp yaşıyorsun
Parça parça her duygunu olmaz

Yeter yeter beni bırak seninle kendi halime
Yeter artık içindeki yabancıya söyle gitsin
Hüzün olup binbir damga vuruyor sevgim üstüne
Yeter gidip o sevgisizliğinde kendi tükensin

Hep yarım yarım ve erken yaşanan
Her sevgiden izler var içinde
Çizgi çizgi ve silemiyorsun onları bir türlü
Hayır olmaz

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments 3 Yorum »

who's online

Clicky

XML-Sitemap