Mart 2008 için Arşiv

Adı Yok

bir sen var içimde

adı yok…

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments Yorum Yok »

Seni Seviyorum

anılar karşımda dans eder

gözlerin düşer yüreğime

geceler sensiz gelir geçer

sen şimdi uzaklarda…

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments 2 Yorum »

Beni güzel hatırla…
Bunlar son satırlar

Gidiyorum

Yada bir yağmur sel oldum sokağında
Sonra toprak çekti suyu kaybolup gittim

Gidiyorum

Beni güzel hatırla…
Çünkü sevdim seni ben herşeyini
Sana sırdaş oldum dost oldum yar oldum
Omzunda ağladım beni üzdün kınamadım
Alışkındım vefasızlığına
El oldun gittin aldırmadım

Beni güzel hatırla…
Sayfalarca mektup bıraktım sana
Şiirler yazdım gözlerine baka baka
Çoğunu okutmadım
Sakladım içimde sevabını günahını
Sessizce gittim
Senden öncekiler gibi
Sende anlamadın beni

Beni güzel hatırla…
Sana gülüşümü gözlerini sonra sesimi bıraktım
En güzel şiirlerimi okudum gözlerine baka baka
Söylenmemiş merhabalar sakladım her köşede
Vedalar bıraktım sokaklarında
Ne arasan bir sevdanın içinde
Fazlasıyla bıraktım ardımda

Beni güzel hatırla…
Omzunda ağladığımı düşün
Birazdan telefonda konuşacağın kişi olabileceğimi düşün
Sürprizleri severdim bilirsin
Buda benden sana son sürprizim olsun
Şimdi senle yaşanan güzel günleri ateşe veriyorum

Gidiyorum

Etiketler: , ,

Comments Yorum Yok »

Katran karası bir geceyi haziran bulutlarının arasından yırtarak, avuçlarında kıpır kıpır yıl­dızlarla odamın penceresini tıklattı dolunay…

“Sana Samanyolu getirdim” dedi ve bütün gökkubbeyi yeryüzüne indirmiş gibi mağrur, gülümsedi koltuğumun başucunda…

Ayla yıkanmanın keyfini sürdüm bir müddet…

Sonra penceremi açıp onu içeri aldım.

Efsunlu ışıklar saçarak, eteğindeki aydınlığı kitabı­ma, rakı kadehime, can eriklerime doladı.

Gecikmiş bir bahar, çekirge sesleri ve iğde kokularıyla içeri daldı hemen peşisıra… telâşla…

Şiirler doldu odama, mısra mısra…

Feneralayları geçti aklımdan; uzak denizler ve göç yolları geçti…

Dolanıp dolunayın kanadına, uçmak istedim…

* * *

Lâkin bırakmadı hayat…

Duyduk ki, güvercinleri kurşuna dizmişler arka bahçede…

Gülleri kesip, dikenleri büyütmüşler korku be­lâsına…

Toprağın bire bin verdiği ülkede mayın döşemişler sevdaya giden yollara…

Aşklar uzak, sevişmeler tuzakmış.

Dişlerinde kalleş ışıkların pa­rıldadığı kurtlar, çeteler halinde boğazlayacak kurban arar olmuş­lar dolunay geceleri…

Pas ve küf kokuyormuş eski­den nergislerin açtığı sokaklar…

Öylesine büyükmüş ki sis perdesi, ne yakamoz görüyor­muş gözler, ne çoban yıldızı…

Güneş ülkesi, çocuklarını gömüyormuş lanetli karanlığın koynuna… ve öfke büyüyormuş sevda toprağının ana rahmin­de…

Doğa ne kadar cömertse, ha­yat o kadar bencilmiş evlâtlarına karşı… Bolluk içinde aç, varlık içinde yoksul, denizler ortasında susuz yaşar olmuşlar.

Ve ülke, aldırmadan doğanın gözkamaştıran büyüsüne, doludiz­gin koşuyormuş ölüme..

Prangalar… savaş tamtamları… ve ağıtlarla…

* * *

Dolunay, Samanyolundan ışıklarla eteklerinde; “Haydi” diyordu penceremin dibinde; “Haydi… ebedi baharın ülkesine…”

Lâkin dolunaya inat; öylesine bitkin ve naçar ki ha­yat…

Kopamadım akşam haberlerden…. dünyevi keder­lerden… kelepçelerden…

Açıp penceremi, salıverdim dolunayımı, Cahit Külebi’den bir şiir fısıldayarak kulağına:

“Bir gün geleceğim / Alıp şu başımı / Bir gün gele­ceğim

“Belki de Haziran / Bulacak naaşımı / Belki de Ha­ziran…”

Haziran, bir ozanın naaşını kaldırırken, dolunay eteklerinden efsunlu yıldızlar saçarak uzaklaştı.

Bakakaldım peşinden…

Ne gözümü alabildim… ne göze alabildim…

Can Dündar

Etiketler: , ,

Comments Yorum Yok »

ARTIK ÜMIDIM YOK, HAYAT YENIK DÜSTÜM SANA
KAPANMAZ YARAM TAMIRI YOK,
KADER ELINI UZAT BANA,
BIR SANS DAHA VER BANA,
BITMEYECEK SANDIM BITER MI SENCE
ATSAM OLMAZ SATSAM OLMAZ BIR SEY SÖYLE
GELMEYECEK SANDIM GELIR MI SENCE
GITSEM MI BEKLESEM MI BIR SEY SÖYLE
KADER BANA BIR SEY SÖYLE
YERIM YURDUM BELLI DEGIL,
NERDE AKSAM ORDA SABAH,
DÜSMÜSÜM DERIN TUZAKLARA,
KADER ELINI UZAT BANA
BIR SANS DAHA VER BANA
BITMEYECEK SANDIM BITER MI SENCE
ATSAM OLMAZ SATSAM OLMAZ BIR SEY SÖYLE
GELMEYECEK SANDIM GELIR MI SENCE
GITSEM MI BEKLESEM MI BIR SEY SÖYLE
KADER BANA BIR SEY SÖYLE

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments Yorum Yok »

Pırıl pırıl ütülü giysili, misler gibi parfüm kokulu,
saçları taralı, dişleri fırçalanmış
adamı/kadını sevmek kolaydır.
Aslında aşk, aynı insanı,
sabahın körü uykudan uyandırdığındaki en sinirli hali ile de kabul edebilmek,aynı tuvaleti bir dakika arayla kullanabilmek, diz yapmış pijamalarla kanepede yastıklara sarılıp sızmışken bileşefkatle okşayabilmektir.
Buna katlanamayanlar zaten aşık değillerdir.
Bu durumda
evlilik hoşlandığın insana karşı olan
duygularını öldürüyor diyebiliriz.
Zira aşıksan,aynı havayı solumak bile zevk verir.Hep beraber olmak istersin.Banyodan gelen su sesi bile onun evde olduğunun işaretidir ve huzur verir. Ütülediğin gömleğinona ne kadar çok yakışacağını düşünürsün, pişirdiğin yemeği ne çok seveceğini,o bin tane ayakkabısı dururken
binbirinciyi almaktan mutlu olacak diye,
istediğin gömlekten vazgeçersin.Zamanla, almaktan çok bir şeyler vermekten mutlu olduğunu keşfedersin.
Eğer evlilikte ikinize yemek pişirecek, dolabı düzenleyip ütüyü yapacak bir anne olacak sanılıyorsa,
o kadının saçlarının hiç yağlanmadığı ve adamın geceleri terlemediği düşünülüyorsa, asla kavga edilmeyecek ve
lavabo tamir edilirken
dahi gülüşüp öpüşülecek zannediliyorsa ,zaten beklenti bir evlilik değil,bir amerikan filmini yaşamaktır.Bu hayallerle yola çıkıldığında, damat ilk gece gelinin saçlarından onbin firkete sökmeye çalıştığında,gelin ise damat firketeleri çıkaramayıp
-s…m böyle kuaförü- diye söylendiğinde zaten evlilik sandıkları şey çatırdamaya başlayacaktır.
Evlilik; sadece aşk değildir.
Evlilik; ev arkadaşlığı, kankalık,sırdaşlık, ortak hesaba sahip mudilik, ayrı kökenlerin birleşmesi,başı hatırlanmayan bir akrabalık ilişkisidir.
Aşk bu ilişkide tutkuyu sağlar.Ama zaten tek başına ayakta tutamaz.Hala canınız sıkıldığında onu değil de
annenizi arıyorsanız, yalan olmuştur o evlilik.
Aşk evlilikte gider gelir.

Halıya kola döktüğünde aşk biter, ama o , halıyı temizleyebilirse gene aşık olunur.O aradaki sinir evresini
aşabilenler ellinci yıla kadeh kaldıranlardır.
Tahammül edemeyenler ise ikinci evlilikten sonra artık evliliğin yalan olduğuna inanır.
Zafer, direnenlerin olur….

ALINTI 

 

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments Yorum Yok »

Emre Aydın‘ın çok beğendiğim ve severek dinlediğim bir parçası “Belki Bir Gün Özlersin” , sevdiğim ve beğendiğim şeyleri bura da paylaşmak adet oldu :) . Eh bunu da paylaşayım istedim sizlerle ;) .

Etiketler: ,

Comments 9 Yorum »

Nietzsche’nin sevgilisi Lou Salome’ye gönderdiği bir mektuptan : 

 

Öyle bir hayat yaşıyorum ki ,
Cenneti de gördüm , cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm ,pes etmeyi de.

Bazıları seyrederken hayati en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki ,
Okudum okudum anlamadım.

Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem güldüm halime,
Sonra dedim ki “söz ver kendine”

Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.

Öyle bir hayat yaşadım ki ,
son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundan, anladım… 

 

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments 4 Yorum »

«12
who's online

Clicky

XML-Sitemap