Haziran 2007 için Arşiv

Klip Okan Bayülgen‘e, sözler Sezen Aksu‘ya, yorumda Emel Müftüoğlu‘na ait… Klip Okan Bayülgen’in çektiği 5000 adet fotoğraftan oluşmakta. Keyifli seyirler ve dinlemeler dilerim :) .

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments Yorum Yok »

Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika birşeydi. O gün peşinde o kadar
delikanlı vardı ki… Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti.
Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir
kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular.
Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu.
Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı…

“Ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.

“Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi. “Kahveme koymak için.”

Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz! Delikanlı
kıpkırmızı oldu utançtan ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı.

Kız, merakla “Garip bir ağız tadınız var.” dedi.. Delikanlı anlattı: “Çocukken
deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım.
Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.
Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı
dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu
ailemi hatırlıyorum… Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.
Onları ve evimi öyle özlüyorum ki…”

Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının… Kız dinlediklerinden
çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar
özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini
arayan, evini sakınan biri… Ev duyusu olan biri… Kız da konuşmaya
başladı. Onun da evi uzaklardaydı. Çocukluğu gibi…

O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu… Tatlı ve sıcak.
Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii…
Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses,
prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses
ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu…
Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü…

40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “Ölümümden sonra aç” diye
bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Şöyle diyordu, satırlarında: “Sevgilim,
bir tanem. Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum
için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.

İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki,
şeker diyecekken ‘Tuz’ çıktı ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken,
değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim
ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı
defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim.
Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok…

İşte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! O garip ve rezil bir tat.
Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim.
Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın
en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.
Dünyaya bir daha gelsem, herşeyi yeniden yaşamak, seni yeniden
tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim,
ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da…”

Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında
birgün biri, kadına “Tuzlu kahve nasıl bir şey?” diye soracak oldu..

Gözleri nemlendi kadının…
Çok tatlı!.. dedi…


Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments Yorum Yok »

Alışverişe gitmek üzere evden çıkan bir kadın, kapısının
karşısındaki kaldırımda oturan bembeyaz sakallı üç yaşlıyı
görünce önce duraksadı, sonra onları, tüm içtenliğiyle evine
davet etti; “Burada böyle oturduğunuza göre, üçünüz de
kesinlikle acıkmış olmalısınız” dedi. “Lütfen içeri gelin,
size yiyecek birşeyler hazırlayayım.” Yazının geri kalanını oku »

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments Yorum Yok »

Gerçekten güzel bir şarkı. Sözleri Fatih Erkoç‘a ait olan şarkının düzenlemesini de Ercan Saatçi yapmış. Video klip de bir o kadar anlamlı olmuş. Tebrikler Fatih Erkoç.

Senden kalan tek anı bu…

Klipte Türk Tiyatrosu‘nun unutulmaz isimlerinden Yıldız Kenter, Nevra Serezli, Metin Serezli, Erol Günaydın, Müjdat Gezen, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Nejat Uygur, Gazanfer Özcan, Engin Cezzar, Zeliha Berksoy, Savaş Dinçel, Ayla Algan,Tuncel Kurtiz, Hadi Çaman, Ferhan Şensoy, Macide Tanır, Haldun Dormen ve Cüneyt Türek gibi birçok sanatçıya da yer verilmiş.

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments Yorum Yok »

Olağanüstü bir ses! Bu şarkı aynı anda da “Yüzüklerin Efendisi (Lord of The Rings-LOTR)“ üçlemesinin soundtrack‘idir. Klibine youtube da rastladım. Sizlerlede paylaşmaya karar verdim :) . Mükemmel ötesi dinlendirici ve sakinleştirici etkisi var, hem müziğin, hemde sesin…

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments Yorum Yok »

Sonuna kadar dinleyin uzun olsada. Ne kadar gerçekci ve doğru söylemiş şair. Şiiri yazanında, seslendireninde yüreğine sağlık diyorum…

“Kendine İyi Bak”

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments Yorum Yok »

Müthiş bir ses, müthiş bir şarkı ve klip. İzlemeden ve dinlemeden geçilmemeli ;)

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments Yorum Yok »

Diye merak edip araştırırken, YSK‘nın web sitesini buldum. Siteye girip sol menüden aşağıya doğru indiğinizde “Nerde Oy Kullanacağım” butonunu kullanıp, nerede oy kullanacağınızı öğrenebilirsiniz.

Yahutta burayı tıklayarak direkt olarak sayfaya ulaşabilirsiniz.


Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments Yorum Yok »

Yurdum insanı ve Photoshop birleşince işte böyle sonuçlar doğuruyor :) . Ama haklarını yemiyeyim, gerçekten de güldürdü beni :)

Bu arada favorim “racon kes” tuşu :mrgreen:

 

Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments Yorum Yok »

İstanbul Şişli’deki bir dürümcüde bulunan yazı…Sizcede sanki biraz gerçeklik payı yok mu? 

 Diyet, perhiz, rejim gibi faaliyetler hedefte Türk delikanlılarını ve genelde de Türk milletinin devamını engellemek için dış mihraklar
tarafından gündeme getirilmiş şuurlu bir düzmecedir.
Gaye, eskiden bir koyunu, bir oturuşta götüren dev gibi babayiğit atalarımızı ve
tarlada doğum yaptıktan sonra bebeğini kundaklayıp, elde orak tarlada çalışmaya devam eden Türk kadınlarını;
kalori hesaplayan, hapşırınca yatağa giren, fitness ve aerobik yapan çıtkırıldım tiplere dönüştürmek ve
büyük Türk ırkını Çinliler, Japonlar gibi sıska, zayıf ve sağlıksız bir ırk haline getirmektir.

İcabı halinde 240 kiloluk top mermisini tek başına namluya süren bir babayiğidin, kalori hesaplayan, yoğurtlu kebabı reddeden bir züppe haline getirilmesinden daha büyük bir soykırım olabilir mi?

İç yağının, kuyruk yağlarının, anamızın sade yağının (terayağı) kolestrol yaptığı palavradır.
Kolestrol, kebapları yedikten sonra iki şişe soda içerek ayarlanabilecek bir gaz durumudur.
Sakın bu oyuna düşmeyin.

Feminizm, kadın hakları, çevre şuuru ve eşitlik adı altında Türk kızlarının akılları çelinerek, yemek yapmayı bilmeyen, bizim istikbalimiz olan yavrularını, abuk subuk yiyeceklerle yetiştirecek, damak zevki gelişmemiş, sunta kılıklı diyet bisküvilerini yiyecek sanan bir hale getirmişlerdir.

Ayrıca kör olası dış mihraklar, bu kızlarımıza kebap, soğan, çiğ köfte vb. Lezzetleri yiyen, bardak bardak şalgam suyu içen yiğitlerimize hanzo-kıro gibi sıfatlar takmayı öğretmişlerdir.

Ayrıca son yıllarda moda gibi gösterilmeye çalışılan Çin mutfağı diye birşey yoktur. Bu sözde mutfak, acaip zerzevat ile acaip mahlukatın,
wog adı verilen bir tencerede yarı pişmiş yarı çiğ olarak hazırlanıp insanlara eziyet olsun diye sopalarla yenmesinden ibaret bir hokkabazlıktır. Sakın kanmayın, sakın yemeyin. Helal değildir!

Unutmayın su uyur, düşman uyumaz!

Kaynak


Bu yazı etiketlenmemiş.

Comments 2 Yorum »

who's online

Clicky

XML-Sitemap